Üye Girişi
Kullanıcı :
Şifre :
 
Şavşat.com'a Üye
Değil misiniz ?


Köşkidekiler

Son 25 Üye

Ramazan Yıldırım

Tekin Acı

Seyfettin Özışık

Yaşar Temur

Nuran Aydın

Kadir Yalciner

Şenol Boz

Erdem Altun

Onur Geçkin

Zeki Ekinci

Selçuk Özgür

Mehmet Çiçek

Şeyma Dede

Naim Gümüş

Özbay Demir

Gizem Yazar

Nurbay Demir

ibrahim Büyük

Gökhan Durmuş

Nurbay Gül

Erkan Yılmaz

Nehir Kübra Avcı

Selçuk Gündüz

Ali Osman Yıldız

Özgür Çelik

AnaSayfa
Kültür ve Sanat
Duvar Gazetesi
Haber/Güncel
Mesaj Tahtası
Foto Galeri
iletişim
Şavşat ve Şavşatlılar Rehberi
Şavşat ve Turizm
Şavşat ve Medya

Bugün
28 Temmuz 2017 22:10

Şavşat
  DUVAR YAZILARI ...

  KATEGORİK BAŞLIKLAR ...


Yapay Nesiller ve Anadolunun Bereketi

Şavşat.Com Web Ekibi / Ağustos

Artık ağır sanayilerin yerini teknolojik yeniliklere ve yeni mekânsal üretim alanlarına bıraktığı bir dönüşüm sürecine girerken, gücün ve paranın nasıl yol alacağını belirleyen kapitalistlerin yeni yol haritalarındaysa insanoğlunun en savunmasız ihtiyaçlarından nemalanma gayretleri beliriyor. Su üzerinde hâkimiyet ve ekonomik güç elde etmeyle başlayan bu kötü niyet, en nihayetinde tükettiğimiz gıdaya ve hammaddesi tohumlara egemen olmak ve insanları daha da bağımlı hale getirmek gibi bir strateji belirlemiş görünüyor. Ağına düşürdüğü tüketicilerse her zamanki gibi ya az geliş(tiril)miş ya da gelişmekte olan ülke coğrafyalarından. Sadece gıdayı tekeline almakla kalmayan bu gidişat, beraberinde yüzyıllardır var olan kırsal yaşam kültürlerini, geleneksel üretim biçimlerini, örgütlülüğü ve sağlıklı beslenme yollarını da ticarete konu yaparak dönüştürüyor. Ortaya ne yediğini bilmeyen, bilse de vazgeçmeyen şehirliler ile ekmeğini bakkaldan alan, yapay tohumlara teslim olmuş ve gözünü şehir yaşamına dikmiş kırsal kesim insanları çıkmakta… Yapay nesillere doğru giden bu sorunun çözümüyse biraz insan onurundan geçiyor. Geçmişe özlemle başlayan, emeğin yüceliğini Tabiat Ana’nın bereketiyle birleştiren bir anlayış gerektiriyor. Gönülden ve karşılık beklemeden…
Konuya günümüz penceresinden ve daha yakından baktığımızda, dünyadaki tarım ve gıda gündemini iki karşıt politika ve eylem yapısının şekillendirdiğini görürüz. İlki endüstriyel tarıma dayalı gıda üretiminden beslenen uluslararası şirket politikaları, ikincisiyse Organik-ekolojik tarıma dayalı gıda üretiminden beslenen yerel ve kırsal politikalardır.
Her iki politikayı 3 temel başlık altında öne çıkan uygulama alanları üzerinden incelersek, bizi çözüme hangi politikanın götürebileceği sorusunu da yanıtlamış olabiliriz sanırım.

Endüstriyel tarıma dayalı gıda üretiminden beslenen uluslararası şirket politikaları
Bu politikalar, başta az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olmak üzere giderek genişleyen bir coğrafya üzerinde uygulanan çeşitli tarım uygulamalarına dayalı faaliyetlerin, gıdanın geleceği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Hem tarım hem de gıdanın karşılıklı etkileşimine dayalı gelişen bu sürecin önemli uygulama başlıklarını şöyle özetleyebiliriz:

1. Üretim Yapısı, Süreci ve Gıdanın Niteliği

»Endüstriyel tarım üretimine dayalı gıda sektöründe tarladan tüketiciye uzanan gıdanın erişim zincirinde kullanılan çeşitli kimyasallar, fosil yakıtlar, uzun mesafeli ve enerji yoğun taşıma gibi faaliyetlerin iklimsel dengeyi bozucu etkileri (Örnek: Günümüz sera gazı salınımının en az dörtte birini endüstriyel tarım faaliyetleri üretmektedir. Ayrıca BM Raporu’na göre, iklimsel ısınma su götürmez bir gerçek ve son 100 yıllık küresel sıcaklık artışı 0,7 C).
»Kaynak ve enerji yoğun tüketim düzeniyle endüstriyel tarıma dayalı gıda üretimi doğal çevre üzerindeki baskıyı artırmakta; tarımsal üretimin gıda olarak işlenmesi, ambalajlanması ve uzun yollarda soğutulması, taşınması gibi kapsamlı ulaştırma sistemlerinin fosil yakıt tüketimini artırması.

»Tarımsal ürünlerin gıda zinciri boyunca geniş dağıtım ağlarından ve bir aracılık sisteminden sonra tüketiciye ulaşımının, üretici-tüketici ilişkilerinde çeşitliliği ve üreticilerin kazançlarını azaltması.
»Küresel ticari ve mali kuruluşlarca gücü arttırılan tarım ve gıda politikaları sonucunda yerel çiftçi ve toplulukların yerli tohum, kolektif yenilik, tohum takası, kır bilgeliği gibi yerel-kırsal yaşam kültürlerinin temel yapı taşları ile yerel pazar ekonomilerinin zayıflaması, diğer tarafta ise ticari amaçlarla yerel bilginin ve genetik çeşitliliğin çalınması olarak tariflenen biyo-korsanlık faaliyetlerinin artması.

2. Tohum Yasaları ve Çiftçi Hakları
»Tohumların, patent kanunları altında, yenilenemeyen üretim etkileri üzerinden dönüştürülmesi ve her sene çiftçiler tarafından yeniden satın alınmasını gerektiren yasal uygulamalar.

»Tohumun özelleştirilmesi ve çok uluslu şirketlerce satın alınarak endüstriyel tarımın birçok alanına yayılması ve bir sonraki adım olan gıda üretiminde bunun kullanılması.

»Yeniden üretilemez tescilli melez (hibrid) ve kısırlaştırılmış tohumların yaygınlaştırılması.

»Yerel üreticilerden alınan tohumları “hammadde” olarak kullanarak bu tohumlardan ürettikleri diğer çeşitleri “yeni buluşlar” olarak değerlendiren ve bunu patent kanunları, fikri mülkiyet kanunları sayesinde savunarak kâr elde edinebilen politikaların uygulanması (Biyo-korsanlık).

»Son 20-30 yılda özellikle de gelişmiş ülkelerde, gerek Dünya Bankası gerekse IMF gibi uluslararası kurumlarca çıkarılan yapısal uyum paketleri ve Dünya Ticaret Örgütü’nün koyduğu kurallar aracılığıyla, endüstriyel tarım ve gıda politikalarının baskın hale gelmesi.

»Endüstriyel tarım ve gıda sistemleriyle yerel, çeşitliliği olan ve mevsimsel döngüye uygun beslenme alışkanlıklarının yerini, monokültürel bir yapı ve sentetik bir beslenme biçiminin alması ve gıdaya bağlı hastalıkların artışına zemin hazırlaması (Örnek: Çin’de 2025 yılında tüm ölümlerin yüzde 52’sine beslenme odaklı kronik hastalıkların yol açacağı hesaplanırken, günümüz Sri Lanka’sında beslenmeye bağlı ölümler tüm ölümlerin yüzde 18’ini ve devlet hastanelerindeki harcamaların da yüzde 10’unu oluşturmaktadır).

»Genetiği değiştirilmiş gıda, lif ve yakıtlar genetik açıdan tekdüzelik sağladığından biyotik ve abiyotik baskılara daha az direnç, su ve böcek ilacına daha çok talep yaratmakta, öte yandan patent tekellerinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır (Örnek: ABD’de genetiği değiştirilmiş ürünler, böcek ilacı kullanımını 1996-2004 yılları arasında 122 milyon sterlin artırmıştır).

»Öncelikle toplum ve kamu yararına hizmet etmesi beklenen bilimin, kamusal yatırım ve harcamaların ve AR-GE uygulamalarının giderek en geniş pazara satılabilecek ürünlerin geliştirilmesine odaklanmasıyla endüstrileşmiş gıda ve tarım hâkimiyetinin güçlenmesi.

3. Biyoçeşitlilik, Tarımda Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği

»Üretimin doğal çevre koşulları ve kültürel geleneklere uygunluğu yerine, çevre koşullarının üretim sistemlerine uyarlanmasına dönük faaliyetler.

»Ticari getirisi ön planda tutularak hasat-verim dengesi bozulan tarımsal faaliyetlerin yoğunlaşması sonucunda, toprağın uzun vadeli sürdürülebilirliğinin azalması.

»Tarımda tek türleşmeye dönük uygulamalar (Örnek: Gıdalarımız için kullanılabilen 80.000 yenebilir bitkinin, 2006 yılı verilerine göre sadece 150’sinin ekimi yapılmakta ve 8 tanesi küresel ticarete konu olmaktadır).

»Biyoçeşitliliğin devamlılığı için çiftçilerin tohumlarını saklaması geleneğini ortadan kaldıran tohum yenileme ile fikri mülkiyet kanunlarının yaptırımları.

»Enerji üretimine dönük agro-yakıt tarımı uygulamaları (Örnek: Bu uygulamalarda özellikle 3. dünya ülkelerindeki yağmur ormanlarının yerini soya, palmiye yağı ve şeker kamışı ekim alanları alarak, yoğun bir biçimde yerli-kırsal topluluklarının toprakları da el değiştirmektedir. Ayrıca agro-yakıt ekimi yapılan alanlar, yerini aldıkları orman alanlarından ve hatta fundalıklardan bile daha az karbon emmektedir).

»Endüstrileşmiş tarımda yerüstü ve yeraltı sularının yoğun kullanımı ve bu suların zararlı kimyasallarca kirlenme riskinin varlığı.


Organik-Ekolojik Tarıma Dayalı Gıda Üretiminden Beslenen Yerel-Kırsal Politikalar

Bir önceki başlıkta sıralanan uygulamaların aksine sürdürülebilir tarımın benimsendiği, doğal çevreye zarar vermeyerek evrensel sağlığı temel alan ve bunu bir kalkınma aracından çok temel bir gereksinim ve yerel-kırsal değerlerin sürekliliği olarak kabul eden yaklaşımlar da günümüzde önemini korumakta ve ciddi bir tartışma alanı yaratmaktadır. Organik-ekolojik tarıma dayalı bu yaklaşımların, dünya genelinde öne çıkardığı tarım ve gıda gündemine yönelik uygulama başlıklarını yukarıdaki gibi özetleyebiliriz:

1. Üretim Yapısı, Süreci ve Gıdanın Niteliği

»Tarım ve gıda sistemlerinde yerel çözümlere geçiş, ulaşım ve üretim zincirlerini kısaltarak gıdaların ayak izlerini küçültmenin yanında; paketleme, soğutma, depolama ve işleme adımları yüzünden ortaya çıkan enerji tüketimini de azaltmaktadır.

»Bitki örtüsünün yoğun tutulmasıyla artan fotosentetik süreç, biyokütleyi artırarak rüzgar ve su erozyonunu önlemeye yardımcı olur. Böylece organik-ekolojik tarım yapılan topraklar bir yılda hektar başına 733-3000 kg. daha fazla CO2’yi atmosferden emer.

»Üretim, dağıtım ve tüketimin daha tanımlı, aracısız ticari ilişkilerin daha yoğun olduğu; çiftlik satışlarının, çiftçi pazarlarının, halk destekli tarımın, yerel menülü lokantaların, kooperatiflerin… vb ortak hareket üzerinden işleyen yerel öncelikli politikaların uygulanması önceliklidir.

»Ürünün aracısız ve dolaysız dağıtım ile tüketiciye ulaşabildiği ve üreticilerin emeklerinin karşılığını eksiksiz alabildikleri sistemlere, organik-ekolojik tarıma dayalı gıda üretim sistemleri diğer tüm sistemlere göre daha yakındır. (Örnek: ABD’de mısır ve fasulye üretiminde organik tarım yaklaşımı ile ortalama yüzde 30 daha az fosil enerji kullanımı, konvansiyonel tarıma göre toprakta daha çok su birikimi, daha az erozyon etkisi tespit edilmiş ve biyolojik kaynakların daha çok korunduğu anlaşılmıştır.)

2. Tohum Yasaları ve Çiftçi Hakları
»Organik-ekolojik tarım politikaları, uluslar arası ticaret örgütleri ve sermaye odaklarını arkasına alan tek şahıs ya da firmalarca sahiplenilmeye çalışılan tohumların, aslında tüm insanlığın ortak mirası ve sağlıklı bir yaşam için korunarak yaşatılması gereken yegane doğal varlığı olduğunu savunmaktadır ve tohumları kamu mülkiyetinde görmektedir.

»Yıkıcı endüstriyel tarım uygulamalarının aksine ekolojik-organik tarım politikaları, tarımsal-kırsal yaşamı ve yabanıl çevreyi farklı ekolojik ve sosyo-kültürel ortamlarında kullanmayı bilen yerel bilgeliği korurken, küçük çiftliklerin yaşatılması, yerel tohum korumacılığı, bedelsiz takas ekonomileri, yerel tatlar ve yemek kültürlerini temel çıkış noktası almaktadır.

»Çiftçiler arasındaki bedelsiz tohum takası ve benzeri -toprağa dayalı- takas ekonomileri, biyoçeşitliliğin yanında gıda güvenliğinin de korunmasını sağlamaktadır. (Örnek: Çiftçilere yatırımların daha adil geri dönüşü için kurulan üretici kooperatifleri dünyanın çeşitli bölgelerinde başarılı sonuçlar almaktadır. İtalya ve Hindistan’da süt ürünleri kooperatiflerinin ulusal pazardaki öncü konumu, ABD’de 500’den fazla çiftçinin üyesi olduğu Wisconsin’deki Organik Vadi’nin standart pazar fiyatının neredeyse iki katını elde edebilen potansiyeli gibi…)

3. Biyoçeşitlilik, Tarımda Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği

»Sürdürülebilir tarım ve gıda politikalarının temel aldığı biyoçeşitlilik, iklimsel değişimlere karşı kırılganlığı azalttığı gibi dayanıklılığı da artırır. (Örnek: Hindistan’da 1998’deki kasırga ve 2004’teki tsunami sonrasında deniz sularının etkilediği tarım alanları, Navdanya Tohum Merkezi’nce dağıtılan tuza dayanıklı tohum çeşitleri sayesinde yeniden canlanarak ürün alınabilir hale geldi. Bu hareketle çiftçiler, iklim aşırılıklarına yanıt niteliğindeki kuraklığa, sele ve tuza dayanıklı tohum çeşitlerinin bulunduğu tohum ambarlarını yaratmaktadırlar. Ayrıca Orta Amerika’daki Mitch Kasırgası'ndan sonra biyoçeşitliliğe dayalı organik tarım yapan çiftçiler, kimyasal tarım yapanlara göre daha az zarar gördü. Ekolojik tarım arazileri, daha çok üst toprağa ve toprak nemliliğine sahipti, daha az erozyonla ve daha az ekonomik kayıpla karşılaştı.)

»Tarım sürecinde kimyasal katkılar kullanılmaması ve fosil yakıtların gerektiğinde asgari seviyede kullanımı, toprağa daha fazla karbon döndürerek kuraklığa, sellere ve erozyona karşı toprağın dayanıklılığını yükseltir.

»Yoğun sulama gereksinimlerinin azalmasıyla, yeraltı ve yerüstü su kaynakları korunur ve toprağın su tutma kapasitesi artırılır.

»Organik gübre kullanımı, ürün çeşitliliği ve toprağın mümkün olduğunca bitki örtüsü altında bırakılmasıyla toprağın verimi ve kararlılığı güçlendirilir.
»Yerel tüketim için gıda üretimi, ihracat için gıda üretiminden üstün tutulmaktadır. Böylece ticari monokültür türler yerine yerli tarımsal biyoçeşitlilik kullanılır.

»Biyoçeşitliliğin artması, iklim değişikliğinin hafifletilmesinin ve karbon tutulmasının dönüm başına düşen miktarını arttırır; böylece arazi kullanımı üzerinde, ormanlardan yoğun kimyasallı monokültür ekim alanlarına dönüşüme yönelik baskıyı azaltır.

»Sera gazı salınımlarını azaltıp, bitkilerde ve toprakta daha fazla karbon tutulmasını sağladığından iklim değişikliğini hafifletir. (Ekolojik tarımın 2008 yılı verilerine göre sera gazı salınımını yüzde 64 oranında azalttığı bilinmektedir.)

»Uzun vadeli karar süreçlerine dayalı olan organik-ekolojik tarım uygulamaları, halkın sağlığı ve gelişimi adına, toprağın uzun erimde sürdürülebilirliği ve çiftçi topluluklarının sosyo-ekonomik ve mekânsal koşullarını göz önüne almaktadır.

»Biyoçeşitliliğe dayanan çiftçilik sistemleri, şirket tarımına göre daha nitelikli ve sağlıklı istihdam yaratarak, besin değeri yüksek ve daha kaliteli gıdalar üretebilmektedir. Bu sistemlerle, besinsel ihtiyaç kadar üretim yapıldığından arz-talep-üretim dengesi kolayca sağlanmakta; doğal kaynakların devamlılığını gerektiren bu süreç, yiyeceklerin uygun dağılımını sağlayan sosyal ve ekonomik sistemler ile toplulukları koruyarak kendine yeter ekonomiler yaratabilmektedir.

»Biyoçeşitliliği temel alan tarım ve gıda politikaları, geleceğin kentsel gelişim politikalarında beklenen kır-kent dengelerinin kurulması hedefleriyle koşut bir yol izlemektedir. Şirket tarımı ve gıda üretimi ise kentsel büyümeyi ve yayılmayı tetikleyici etkisi ile bu dengenin daha da bozulması yönünde ilerlemektedir.

• • •

İçinde bulunduğumuz zaman, küresel sermaye ve güç odaklarının güdümüne giren bir tarım ve gıda geleceğine doğru bizleri sürüklemekte. Yukarıda bahsettiğimiz her iki politikanın uygulama alanında ne gibi yansımaları olduğu son derece aşikâr. Baskın gelen endüstrileşmiş tarım ve gıda politikalarının aksine doğal dengeleri önceliğine alan ve çözüme yakın duran ikinci yaklaşımın ise ülkemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde hayat bulması ve giderek tabana yayılmaya, kırdan içeriye geçmeye başlaması umutları canlı tutuyor. Ama şimdilik... Çünkü doğal tarım ve gıda süreçlerine tanıklık etmiş ve bu yollardan beslenerek büyüyebilmiş mevcut yetişkin nesillerin bu gidişatı önleyememesi demek, bir sonraki neslin ve bekli de devamının tamamen yapay gıdalara mahkûm olacağı, doğal gıda üretimlerinin ve beslenme ihtiyaçlarının önemini hiç kavrayamayacağı “tek tip” bir gelecek senaryosu çiziyor. Bu senaryonun mimarı kapitalistlerin, yapay gıdalar ve genetik değişikliklerden sorumlu biliminsanlarının, uluslararası ticaret ve para örgütlerinin, teknoloji üreticilerinin ve maalesef politikacılar ve kamu yöneticilerinin eski toprak sayıldığı, genetiğiyle oynanmamış doğal gıdalarla beslendiği düşünüldüğünde senaryo daha da korkunç bir hal alıyor… İşimizi, umudumuzu yapay bir nesle bırakmayalım. Köylümüzle, şehirlimizle, vicdan sahibi biliminsanları ve politikacılar, sade vatandaşlar olarak geçmiş ve mutlu yaşamlarımızın peşine düşelim. Çünkü bu ülkeyi karış karış gezen bir çiftçinin ağzından duymuştum, “Anadolu’nun bereketi hepimize yeter” diye… Asıl umut bu değil mi?

Kaynak : BirGün.Net


  LİNKLER ...
  KATEGORİ İÇERİK LİSTESİ ...
Ekonomi

Yapay Nesiller ...

Asgari Ücret Ne ...

Kapitalizmin Bi ...

AKP, Fındık Çif ...

Artvin de Baraj ...

Ekonomi Paketle ...

Adam Smith Kim? ...

On Soruda 2008 ...

Vergi borcu tec ...

Emekli aylıklar ...

Genel Sağlık Si ...

Bitmeyen hikâye ...

Ekonomide Kurtu ...

Resmi İşsiz 2.5 ...

Trabzon Lastik ...

İnsan, Para ve ...

Milli Gelir pas ...

Eduardo Galeano ...

Neoliberal ekon ...

Küreselleşmenin ...

Global Karanlık ...

Türkiye ekonomi ...

Post-modern zam ...

2007 tüketici e ...

Anayasa taslağı ...

2008 Bütçesi ...

Çalışan hakları ...

Fişlere kazı-k ...

Maaşlara zam ge ...

Şavşat’ın ...

Duvar Yazısı ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

Haberler

Duvar Gazetesi

Mesaj Tahtası

Foto Galeri

Kültür&Sanat

Ticari Rehberi

İçerik ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

  

SAVSAT.COM un kayıtlı 6768 üyesi bulunmaktadır.


Öneri ve İstekleriniz | Çağrı | Katılım ve Katkı | Kullanım Şartları