Üye Girişi
Kullanıcı :
Şifre :
 
Şavşat.com'a Üye
Değil misiniz ?


Köşkidekiler

Son 25 Üye

Ramazan Yıldırım

Tekin Acı

Seyfettin Özışık

Yaşar Temur

Nuran Aydın

Kadir Yalciner

Şenol Boz

Erdem Altun

Onur Geçkin

Zeki Ekinci

Selçuk Özgür

Mehmet Çiçek

Şeyma Dede

Naim Gümüş

Özbay Demir

Gizem Yazar

Nurbay Demir

ibrahim Büyük

Gökhan Durmuş

Nurbay Gül

Erkan Yılmaz

Nehir Kübra Avcı

Selçuk Gündüz

Ali Osman Yıldız

Özgür Çelik

AnaSayfa
Kültür ve Sanat
Duvar Gazetesi
Haber/Güncel
Mesaj Tahtası
Foto Galeri
iletişim
Şavşat ve Şavşatlılar Rehberi
Şavşat ve Turizm
Şavşat ve Medya

Bugün
18 Kasım 2017 12:55

Fuat Yüksek - Foto Galeri
  DUVAR YAZILARI ...

  KATEGORİK BAŞLIKLAR ...

Genel Sağlık Sigortası

Şavşat.Com Web Ekibi / 29 Eylül 2008 08:27

Dünyanın bütün ülkeleri ulusal gelirlerinin önemli kısmını, üstelik giderek artan bir şekilde, sağlığa ayırıyorlar. Sağlık için yapılan bu harcamalar dört kaynaktan finanse ediliyor:

1- Genel vergiler,

2- Sosyal sigorta,

3- Özel sigorta,

4- Cepten harcamalar.

Aslında hemen bütün ülkeler bu dört kaynağın tamamını ya da birden fazlasını farklı oranlarda kullanır ancak ağırlıklı kaynak tercihleri birbirinden farklıdır. Ancak en gelişmemiş ekonomilerde uygulanan cepten harcamaları ve ABD dışında hiçbir ülkenin tercih etmediği özel sigorta ağırlıklı finansmanı bir kenara koyalım.

Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, İsveç ve İngiltere’de sağlığın finansmanında tercih genel vergiler. Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya gibi Akdeniz ülkeleri de daha önceleri sigortayı seçmişken sonradan genel vergi yoluyla finansmana yöneldiler. Sigorta yoluyla finansmanı tercih eden ülke örnekleri arasında Avusturya, Belçika, Fransa, Almanya, Luksemburg, Hollanda ve İsviçre var.

Türkiye’de uzun yıllar ağırlıklı olarak genel vergilerle karşılanan sağlık harcamalarında son yıllarda Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK’nın patındaki artış dikkat çekicidir.

1 Ekim 2008’den itibaren yürürlüğe girecek GSS’yle birlikte ise, devletin sınırlı katkısının dışında, sağlığın finansmanında esas kaynak olarak sigorta primlerinin kullanılacağı bir dönem başlayacak.

Dünya örneklerinden bilindiği gibi GSS sisteminin iyi işleyebilmesi için işsizliğin düşük, düzenli istihdam oranının yüksek, enformel sektörün dar, tarımsal ekonomi ve nüfusun küçük olması gerekiyor.

Bu noktada öncelikle cevaplanması gereken soru; Türkiye’de bu koşulların mevcut olmadığı bilindiği halde niçin genel vergiler değil de GSS tercih ediliyor?

GSS’yle ilgili tartışmalarda, hazırlanan metinlerde, Kanun Tasarılarında bu soruya cevap verilmesinden kaçınıldığı görülüyor.

Sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2006’da hazırladığı “50 Soruda Sosyal Güvenlik Reformu” broşüründe şu satırlar yer alıyor: “Diğer tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, sağlık hizmetinin de bir bedeli vardır. Bu bedeli ödeyenler de vatandaşlarımızdır. Ülkemizde toplanan vergiler diğer kamu harcamalarına dahi yetmezken, yılda yaklaşık 15 milyar doları içeren bu harcamanın vergilerle ödenmesi mümkün görünmüyor.” Kısacası; sağlığın finansmanını çok kazanandan çok, az kazanandan az alınacak vergilerle karşılamak yerine herkes için “ek bir sağlık vergisi” olarak zorunlu GSS sistemi yürürlüğe giriyor.

GSS mi, SSS mi?

GSS’nin dünya örneklerinden bilinen en önemli sorunlarının başında nüfusun tamamını kapsa(ya)maması ve önemli bir toplum kesimini sağlık güvencesinin dışında bırakmasıdır. SSGSS Kanunu’nun 60. maddesinde “Genel sağlık sigortalısı sayılanlar” özetle şöyle sıralanıyor:

• Tüm vatandaşlar,

• Türkiye’de 1 yıldan fazla ikamet eden yabancılar,

• Vatansız ve sığınmacılar,

• 18 yaş altı çocuklar, koşulsuz olarak.

Bu durumda, 5510 Sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde Türkiye’de yaşayıp da GSS kapsamı dışında kalacak sadece iki kesim mevcut:

• Vatani görevini yapan er ve erbaşlar,

• Yabancı ülkenin sigortalısı olanlar.

Her şey gayet iyi görünüyor. Ancak;

» İşsizlik sigortasından yararlanamayan milyonlarca işsizin,

» Sayıları milyonları bulan kayıt dışı-enformel sektörde çalışanların,

» Halen Bağ-Kur kapsamında olup primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârların,

» Halen Tarım Bağ-Kur kapsamında olup primini ödeyemeyen çiftçilerin,

» 18 yaşını doldurduğu için anne-babasının sağlık sigortasından faydalanamayacak olan ve çalışmayan kız çocuklarının,

» Aile içinde kişi başına düşen aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olup da primini ödeyemeyecek yurttaşların Kanun kapsamında tanımlanmadığı görülüyor.

Yani, nüfusun önemli kısmının, adı her ne kadar “Genel” olsa da GSS kapsamı dışında kalması ihtimal dahilinde. Bu ihtimal gerçekleşirse GSS’nin, kapsadığı nüfus açısından, SSS’ye (Sınırlı Sağlık Sigortası) dönüşmesi kaçınılmaz olacak.

GSS mi, ASS mi?

GSS uygulamalarında ortaya çıkan diğer önemli konu finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı; yani “temel teminat paketi”nin içeriğidir.

Bir ülkede uygulanan GSS sistemi nüfusun geniş kesimlerini kapsayabilir, ancak bazı hastalıklar ve tedavi yöntemleri, bu tedaviler için gereken ilaç ve diğer tıbbi ürünlerin bedeli GSS tarafından ödenmeyebilir. Bu durumda, vatandaşlar GSS kapsamında olsa bile sağlık hizmetlerinden yararlanmak için cepten ödeme yapmak zorunda kalırlar. Ödeme gücü olmayan yoksullar ise sağlık hizmetinden mahrum kalır.

Peki, SSGSS Kanunu bu konuda neyi öngörüyor?

Kanunun 63. maddesinin birinci fıkrasında “Finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri ve süresi” ayrıntılı olarak tanımlanmaktadır. 64. maddesinde ise “Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri” olarak salt estetik amaçlı yapılan sağlık hizmetleri ile estetik amaçlı ortodontik diş tedavileri, Sağlık Bakanlığı’nca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri ve yabancı ülke vatandaşlarının GSS’li olduğu tarihten önce mevcut olan kronik hastalıkları sayılmaktadır.

Yabancı ülke vatandaşlarıyla ilgili kısıtlamayı bir yana koyarsak her iki maddede yer alan tanımlamalarda sağlık hakkının kısıtlanmasına yönelik özel bir sıkıntı mevcut olmadığı söylenebilir ve bugünkü sosyal güvenlik kurumlarının sağlık hizmet paketlerinin GSS uygulanmaya başlanınca da devam edeceği öngörülebilir.

Ancak böyle bir öngörüde bulunmadan önce bir de SSGSS Kanunu’nun 63. maddesinin ikinci fıkrasına bakmakta yarar var:

“Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleriyle (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usûl ve esaslarını Sağlık Bakanlığı’nın görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir.”

Bu maddeyi, şimdi de, AKP hükümetinin Haziran 2003 tarihli resmi politika belgesi olan Sağlıkta “Dönüşüm” Programı’ndaki şu satırlarla birlikte okuyalım:

“Sağlık hizmetlerinde temel teminat paketi belirlenecektir.

Zorunlu Genel Sağlık Sigortası’nın kapsadığı temel teminat paketine ilave olarak hizmet almak isteyenler özel sigorta yaptırabilecekler ve hizmetlerini bu özel sigortalar aracılığıyla alabileceklerdir.”

Sonuç olarak; Kanunda bir hayli geniş olarak tanımlanmış olan temel teminat paketini gerektiğinde daraltmak tamamen Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yetkisine bırakılmış durumda.

SGK’nın, özellikle mali gerekçelerle bu yetkisini kullanması durumunda ise GSS, ASS’ye (Asgari Sağlık Sigortası) dönüşme potansiyeli taşıyor.

GSS mi, ÖSS mi?

Nitekim, toplumsal muhalefetin baştan beri dile getirdiği bu kaygıyla ilgili önemli bir düzenleme Nisan 2008’de Meclis’ten geçirilen 5754 Sayılı Kanun’la yapıldı. Düzenlemeyle, SSGSS Kanunu’nun 98. maddesine şu fıkra eklendi:

“Yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usûl ve esaslar Kurumun uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı’nca belirlenir.”

Böylece her türlü sağlık hizmetine ulaşmak için GSS’li olmanın yeterli olmayacağı; GSS’nin sadece bir ASS sağlayacağı; GSS kapsamındaki sigortalıların ayrıca bir de “tamamlayıcı veya destekleyici” ÖSS (Özel Sağlık Sigortası) yaptırması gerekeceği belli oldu.

Öğretim üyesi farkı

Tıp fakülteleri hastanelerinde kendi mevzuatlarıyla uygulanmakla beraber sosyal güvenlik mevzuatımıza ilk kez girecek diğer ödeme de “öğretim üyesi farkı” olacak. Tıp fakültelerine başvuran GSS’liler, tavanı bu kurumlarca belirlenecek bir ek ödemeyi de ayrıca yapmak zorunda kalacak.

Bu düzenlemenin savunusu da “eğer hasta mahalle sağlık ocağındaki pratisyen hekime veya ilçe devlet hastanesindeki uzman hekime değil de bir tıp fakültesi hastanesindeki profesöre muayene ve tedavi olmayı seçiyorsa bedelini ödemeli” oluyor. Bu haliyle ele alındığında bir sorun görünmüyor.

“Peki ama, sağlık sorunu müracaat ettiği sağlık ocağı ya da devlet hastanesinde çözülemediği için fakülte hastanesine giden lösemili çocuğun suçu nedir ki; ailesi ayrıca bir ödeme daha yapması gerekiyor?” diye soracak olursanız ne SSGSS Kanun metninde, ne de gerekçelerinde cevap bulmanız mümkün değil.

Hastanede Lüküs Hayat

Vatandaşların GSS’yle ilgili en çok merak ettiği konu, doğal olarak, uygulama başladığında sağlık hizmeti için yeni cepten ödemeler yapmak zorunda kalıp kalmayacakları.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “50 Soruda Sosyal Güvenlik Reformu” broşüründe bu soru şöyle cevaplanmıştı:

“Genel Sağlık Sigortası ile birlikte sağlık hizmetlerinin paralı olacağı doğru değil. Tüm vatandaşlar Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanacaktır. Ancak, bugün olduğu gibi ayaktan tedavide kullanılan ilaç ve ortez-protezlerde yüzde 10 ila yüzde 20 arasında katkı payı alınacaktır.”

Yani, Bakanlığa göre, bugün SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nda ne kadar katılım payı ödeniyorsa, GSS sisteminde de aynı kapsam ve oranda ödenecekti.

Oysa öyle olmadı.

1 Ekim’de yürürlüğe girecek GSS’yle birlikte sigortalılar daha önce var olmayan yeni katılım paylarıyla karşılaşacak; sağlık hizmeti alabilmek için yeni ödemeler yapmak zorunda kalacak.

Bu ödemelerden bir tanesi; “Kurumca belirlenmiş standartların üstündeki talepleri karşılayan otelcilik hizmetleri” için olacak.

Sigortalı hasta SGK’nın belirlediği standartın üzerinde bir otelcilik hizmeti isterse belirlenen ücretin üç katını cebinden ödeyecek.

“Peki ama, neden?” sorusuna GSS savunucularının verdikleri cevap; “Lüks hizmet isteyen bedelini ödemeli.”

En zengin sınıflara hizmet sunan bir hastanede bile hasta odasına içki servisi yapılamayacağına göre bir hastanede “lüks hizmet” ne olabilir?

Isıtma, aydınlatma, temizlik ve güvenlik gibi hizmetlerin zaten, doğal olarak bir hastanede yatan bütün hastalara standart olarak verilmesi gerekiyor.

Bu durumda “standart dışı/standart üstü otelcilik hizmeti” deyince akla ilk gelen hasta odalarındaki yatak sayıları oluyor. Yani, eğer SGK ödeme standartını dört kişilik bir odaya göre belirlerse ve hasta mümkünse daha insani koşullarda kalmak isterse bu isteği “ekstra” ödemeye tabi olacak. Çünkü, SSGSS Kanunu’na göre kalp krizi geçiren bir sigortalının içinde banyo-tuvaleti, küçük bir televizyon ve buzdolabı olan iki veya tek kişilik bir odada yatmayı talep etmesi “normal koşullarda” olmayacak bir şey; ancak bir “lüks” olarak tahayyül edebilir.

Standart dışı tutulması ve böylece ilave ücrete tabi kılınması bir diğer hizmet de yemek olacak muhtemelen.

Fakirin fukaranın, garibin gurebanın çocuğuna sabah akşam fiks menü kuru fasulye, bulgur pilavı; zenginin çocuğuna portakallı ördek, ekose etekli levrek oturtması! Hiç iftarını belediye çadırında açanla, beş yıldızlı İslami otelde açan bir olur mu?


***

AKP’nin GSM vaatleri

» GSS nüfusun tamamını kapsayacak.

» Bütün sağlık harcamaları GSS kapsamında olacak.

» Prim ödeyebilenlerden prim toplanacak, ödeyemeyenlerin primleri devlet tarafından ödenecek.

» GSS ile, vatandaşlara, mevcut olanların dışında ek bir yük getirilmeyecek.

» Tüm vatandaşlar GSS kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanacak.

» 18 yaş altındaki çocuklar ise, anne-babalarının prim ödemesine bakılmaksızın GSS kapsamına girecek.


***

Bir yılan hikâyesi: Genel Sağlık Sigortası

Sağlık harcamalarının finansmanı için bir GSS kurulması konusundaki ilk girişimin hikâyesi 1946 yılına kadar uzanıyor. Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz’un hazırladığı “Birinci On Yıllık Milli Sağlık Planı’”, bir “Milli Sağlık Bankası” ve “Sağlık Sandıkları”nın kurulmasını öngörür fakat gerçekleştirilemez.

Dr. Uz’un ikinci kez Bakanlık görevine getirildiği 1954’te hazırlanan “Milli Sağlık Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu” Tasarısı da hayata geçirilemez.

Ancak o tarihten itibaren, özellikle sağ parti ve hükümetlerin programlarında GSS sık sık yer alır.

GSS’yle ilgili en ilginç düzenleme ise 12 Eylül döneminde yaşanır. 1961 Anayasası’nın 49. maddesinde sağlık hakkı şöyle düzenlenmiştir:

“Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesi ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir. Devlet, yoksul ya da dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır.”

1982 Anayasası’nın 56. maddesi ise şöyledir:

“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal yardım kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla sağlık sigortası konabilir.”

Böylece bir yandan devletin sağlık hizmetiyle ilgili yükümlülüğü “sağlamak”tan “düzenleme” ve “denetleme”ye dönüşmüş; bir yandan da ilk kez Anayasa’ya GSS hükmü girmiş olur.

Bütün bunlara rağmen GSS bir türlü yasal bir zemine kavuşamaz. Adı bazen Kişisel Sağlık Sigortası (KSS), bazen Sağlık Finansman Kurumu (SFK), bazen de Sağlık Sigortası Kurumu (Sağ-Kur) olsa da esası aynı kalır.

Hazırlanan taslakların çoğu TBMM’ye sunulamadan rafa kaldırılır; Meclis’e kadar gelebilenler ise görüşülemeden kadük kalır.

Altmış yıllık “rüya”yı gerçekleştirmek, GSS’yi düzenleyen 5510 Sayılı Yasa’yı çıkarmak sonunda 2006 yılında AKP’ye nasip olacaktır.


***

GSS nasıl işleyecek?

GSS kapsamındaki kişiler asgari ücret (638,7 YTL) ile asgari ücretin altı buçuk katı (4.151 YTL) arasındaki kazançlarının yüzde 12.5’i oranında GSS primi ödeyecekler. Bu primin yüzde 5"i sigortalı, yüzde 7,5"i ise işveren hissesi olarak ödenecek. Sadece GSS primi ödeyecek olanlarda ise oran yüzde 12 olacak.

Bugün Yeşil Kart’tan yararlananların, yani aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden, 212,9 YTL’den az olanların primlerini devlet ödeyecek.

Yeşil Kart almak için başvurup da geliri asgari ücretin üçte biri ila asgari ücret arasında yani bugün için 212,9 ila 638,7 YTL arasında olanlar aylık 25,5 YTL; 638,7 ila 1.277 YTL arasında olanlar 76,6 YTL; 1.277 YTL’den fazla olanlar 153,2 YTL GSS primi ödeyecek.


  LİNKLER ...
  KATEGORİ İÇERİK LİSTESİ ...
Ekonomi

Yapay Nesiller ...

Asgari Ücret Ne ...

Kapitalizmin Bi ...

AKP, Fındık Çif ...

Artvin de Baraj ...

Ekonomi Paketle ...

Adam Smith Kim? ...

On Soruda 2008 ...

Vergi borcu tec ...

Emekli aylıklar ...

Genel Sağlık Si ...

Bitmeyen hikâye ...

Ekonomide Kurtu ...

Resmi İşsiz 2.5 ...

Trabzon Lastik ...

İnsan, Para ve ...

Milli Gelir pas ...

Eduardo Galeano ...

Neoliberal ekon ...

Küreselleşmenin ...

Global Karanlık ...

Türkiye ekonomi ...

Post-modern zam ...

2007 tüketici e ...

Anayasa taslağı ...

2008 Bütçesi ...

Çalışan hakları ...

Fişlere kazı-k ...

Maaşlara zam ge ...

Şavşat’ın ...

Duvar Yazısı ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

Haberler

Duvar Gazetesi

Mesaj Tahtası

Foto Galeri

Kültür&Sanat

Ticari Rehberi

İçerik ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

  

SAVSAT.COM un kayıtlı 6771 üyesi bulunmaktadır.


Öneri ve İstekleriniz | Çağrı | Katılım ve Katkı | Kullanım Şartları