Şavşat Duvar Gazetesi Kültür ve Sanat

Şavşat’ta Çobanlık Kültürü

Yunus Yaşar

Bir çocuk, şubat ve mart aylarında, kendi veya mahallesinde inek, koyun , keçi, at olsun doğum yaptığında anne babası ve dede ninesinden müjdemi isterim, falanca hayvan doğum yaptı diye, 

O evin mahallenin veya köyün ilk doğumu ise doğumundan sonra ilk sütü olan “Ağuz” denilen sütü pişirilip yenmesi, çocuklar da aşırı bir sevinç olur.

Çocuklar kendi küçüklüklerini sevimliklerini , o hayvanlarla birlikte iç içe yaşayarak büyürler. 

Bizim yörede her hanenin bir çift öküz, iki inek, bir kaç dana ve beş on tane koyunu olurdu. Bazı haneler koyun, bazı hanelerde inek yoktu. Her hane kendine ait bir işletme olduğu için, aileler kendi başının çaresine bakmak zorunda, idiler.

Bizim yörenin geniş mera alanları ve köyler ve yaylalar arası sınırlar oldukça küçük . Meralar yok denecek kadar az olduğundan dar alanda hayvanlara bakmak zorunda idi.

Baharın mayıs ayında , tarla çayır köylerde koru olunca, kendi adamı olan, malı ve koyunu varsa kendi gider otlatırken. Adamı olmayanlar ise bir yaşlı komşusuna kendi küçük çocuğunu katarak idare etmesini isterler.

Bu çocukların diğer bir adıda "Morbet" denilen çocuklardır. Bu Morbet çocuklar her geçen gün, gerek evcil hayvanlar hakkinda, gerek yabanî hayvanların hakkında, tabiati yaşayarak görerek öğrenirler.

Bizim gördüğümüz 1980 evvelindeki çobanlar ile, daha evvelindeki çobanlık kültürü hep değişerek gelmiştir. Ama bu değişim çobanlığın saygınlığını yitirerek günümüze kadar gelmiş.

Rus dönemin de çobanların kayıtlı olduğu bir resmî defter ve çobanlık cüzdanı varmış.

Bazı çobanların yeminli birer gizlilik belgesi verilirmiş. Devlet vergi alanda, köy halkının kaç hayvanı vardır. Bu çobanların beyanatları geçerli imiş.

Devlet köyü, kırsal kesimi tanıma da çobanların bilgisine sık sık baş vururlarmış.

Her yıl dışarıya çobanlık yapmak isteyenler, ( bu günkü ramazan davulcuları ) gibi devlet aracı olup bir miktar gelir elde edermiş.

Çobanlık boy, güç kuvvet ve bilgileri dahilinde toplumda çok büyük saygınlığını yıllarca korumuşlar. Yakup ve Musa Peygamberlerin yerine koyarak, halkta her çobanı bu Peygemberlerin soyundan geldiğini inanırlar ve çobanlara o gözle bakarlarmış.

Bizim yaşımız itibariyle köylerde de alışıla gelmiş, dağda, nahır çobanları, koyun çobanları, ve öküz çobanlığıni yapacak kişiler çok azdı.

Bunlarda büyükleri hayli yaşlı, genç çobanlar ise bilgi bakımından son temsilcileri idi.

50-60 yıl çobanlık yapan insanlar vardı. Çok sağlam, dayanıklı kişilerdi.

Çobanlık yıllarca gelen adet ve geleneklerde ise yemeği ve meyve mevsimlerinde çobana izin veya çıkan meyveleri çobanlara götürmek adettendi.

Bizim gördüğümüz çobanlık kültüründe eski değerler kalmamıştı. Çobanların, yaylada koğ dediğimiz taştan yapılı küçük kulübelerin içinde yaşardılar.

Çoban yıldızı, çoban kavurma, çoban salata, çoban köpeği, çoban takvimi, çoban günü, çoban kavalı, çoban değen eyi, çoban köpeği, çoban oyunu, çoban kaydesi , çoban çeşmesi, çoban köprüsü çam sakızı çoban armağanı, çoban isterse 'tekeden' süt çıkarır. Gibi

Masal ve hikâyelere konu olan bizimde aralarımızın bu kültürden gelmeleri hikâye ve masallara konu olmuş.

Buraya kadar halkın gözü ile böyle görsek te bir çobanın ruhsal iç yapısı çok değişiktir.

Bir çoban, bir gününü akşam etmesini, zamanını geçirmesini türlü türlü düşünceleri ile hep yenilik peşinde koşmuşlar . Zamanı, fırtınaları, doğa olaylarını, geceleyin gökte ayı, yıldızları , ilaçları, bitkileri ve yeni icat ilk köprüleri çobanlar yapmış.

Bizde her mevsim de çobanlığın ayrı bir yeri var. Kışın keçi besleyenler karda otlatırken, baharın, koyunları sabah güneş doğar doğmaz alıp , kuşluk denilen saat 11 e doğru sağım için gelip, kuzuları emzirdikten sonra yine akşam karanlığına kadar meralarda otlatırken. Büyük baş hayvanlarını ise saat sabah 9 civarında çıkarıp gün batmadan önce eve gelirler.

Bazen büyük baş hayvanlarını kaybeden, yitiren veya çayıra, tarlaya kaçarak koru yerine giren hayvanları ya köy bekçisi veya çayır, tarla sahibi götürüp ahıra kapatıp, hayvan sahibinden zararını isterdiler.

Eve gelmeyen büyük baş hayvanlarını gece feneri yakarak aramaya çıkardılar. Evinde erkeği olmayan bayanlar, gece erkek elbiseleri ve çam püskülün den bıyık yapıp pis ile burun altına yerleştirirler. Başına da şapka takıp erkek mi kadın mı anlaşılmazdı.

Bizim yörede yıldırım düşerek bir çok ölen Çobanlar ve hayvanlarını kurtarmak için yüksekten düşüp yaralanan ve hayatlarını kaybeden çobanlar da vardı. 

İyi okumalar 
Yunus Yaşar

Bu İçerik 41 Kez Görüntülendi

Kültür ve Sanat Üye Listesi