Şavşat Duvar Gazetesi Kültür ve Sanat

Yeri Dolmayanlar

Şener Altun

Neler yaşadı neler gördü dar pencereli perdesiz karanlık günlerin gecelerin aydınlık evleri. Ne eğlenceler toy düğünlere gelin görmelere aşıklı atışmalara acılı ağıtlara şahitlik etti, ayvandan girilen misafir odaları.

Morbet sesi inledi köknar çam ardıç ağaçları arasında bayırlarda, örs çekiç sesi duyuldu tırpana masat çalarken karşı çayırlarda, geminin dövenin saltanatı bitti de patos sesi karıştı harman yerinde el emeği göz nuru ürünlere.

Güzel günler gördü acı elemli günler yanında napızar başına kondurulmuş evler. Köşkülerinde ayvan başlarında yar gözlendi kanın arkasına saklanarak bazen ana baba bazen mektepten gelen bala beklendi saçak altında.

Güzel günler gördü acı elemli günler yanında; delikanlı kızlar erkekler sarıklı dedeler peştamallı tavşarlı nineler yanında şapkalı babalar yazmalı analar gördü. Değişti gelişti, kızaklar kağnı oldu porenkler hortum hoppolar çeşme. Yolu suyu elektriği hatta uydu antenleri oldu. O taş duvar üstüne kurulu ahşap evlerin. Yaşanacak zaman denildi. Ekmek yok biçmek yok. Rençperlik yok yokta yok.

Sarıklı dedeler tavşarlı nineler yokluklar içinde bir şeyin saltanatını sürdüler. Askerlik harici ne gurbet gördüler nede gurbettekine özlem duydular. Gölede çayır biçmeye gidenle yaylada şaşortluk edeni saymazsan özlenecek kimsede yoktu uzak diyarlarda. Konu komşu dost akraba hepsi bir arada.

Sarıklı dedeler tavşarlı nineler terki diyar etti kalabalık cemaatin omuzlarında dualar eşliğinde. Geride ağıtları anıları miras bırakarak. Sonra altmışlı yılların açılmadık gülleri yetmişlerin fidanları ve seksenlerin filizleri terk etti o birbirinden mekânca uzak samimiyette yakın ahşap evlerini. Kimi aş kimi iş kimi eş dedi vede kara lastiklerini bırakıp arkasına bakmadan ata denk yapılmış yorgan döşeğiyle yeni ümitlere yeni dünyalara eskiyi arayacağını bilmeden gitti.

Şapkalı babalar yazmalı analar iki tarafa da ağladı. Adlarını mezar taşına hatıralarını yüreklerine yazdıkları ana babalarının yerlerini doldurmaya çalışırken, kendi yerini doldursun diye yetiştirdiklerini özlemle arar oldu.

Dumansız ateşsiz yangın susuz sel sarsıntısız deprem olurmuydu. Oluyordu işte evler yıkılıyor ocaklar sönüyordu. Dumanı tüten baca sayısı azalıyor yakılan ağıt artıyordu. Artık gidenlerin yeri dolmuyordu.

Evin direklerinden o şapkalı ve yazmalılardan biri ansızın yürekte sızılar bırakarak dönmeyeceği sefere çıktığında diğerine ocakta yanan ateşi söndürmek kalıyor yüreğinin en derinliklerinden akan yaşlarla.

Şöyle bir bak aşağıdan yukarıya kuzeyden güneye doğudan batıya, kaç şapkalı kaç yazmalı gitti de geride dumansız ev bıraktı.

Yeri dolmuyor şapkalıların yazmalıların. Onlar dün anne babalarına hizmette kusur etmedikleri gibi bu gün gelinler kızlar damatlar vede oğullar rahat etsin diye özlemini hayalini beklentisini unutup dişinden tırnağından artırıp biriktiren yediren içiren son nefesten önce yine canları sağ olsunda OLSUN diyebilen şapkalılar yazmalılar. Onlar Cumhuriyetin devrimlerin vede dinin en büyük koruyucuları savunucuları. Onlar en yoksul günlerin en eziyetli rençperliklerin gelinleri kızları gençleri idi. Gençliklerini yaşamadan yaşlananda onlardı. Biz adlarını yazlıkçı kışlıkçı koyduk ama onlar onu bile dert etmediler hayatlarında yazlık görmeseler bile. OLSUN dediler siz sağ olun.

Yeri dolmuyor şapkalıların yazmalıların. Hiç kimsenin yeri dolmaz ama şapkalıların vede yazmalıların asla.

Bizi dünyaya açan bize dünyayı açan tüm şapkalı ve yazmalıların ellerinden öpüyor nice uzun yıllar dumanı tüten bacalar altında sağlık ve mutluluk içinde yaşamalarını diliyorum.

Bu İçerik 2296 Kez Görüntülendi

Kültür ve Sanat Üye Listesi