Şavşat Duvar Gazetesi Yaşam

Aşk İçin Notlar

Ayhan Dede

AŞK İÇİN NOTLAR

Aşk, beyindeki feniletilamin denen maddenin salgılanması ile karşı cinse karşı oluşan,beğenme,birlikte olma,yanından ayrılmama gibi yoğun yaşanan duygulardır. Aşk, mantık çerçevesinde yaşanırsa insanı mutlu ve huzurlu yapan, heyecan veren, beyni zinde tutan bir duygudur. Tabii bunun için duyguların karşılıklı yaşanması gerekir. Fakat bazen duygular tek taraflı olur. Kadın veya erkeğin karakterine bağlı olarak, 'sevgiliye ulaşmak' takıntı haline dönüşür. Her zaman karşı cins düşünülür, hayatın tek odağı haline gelen sevgiliye kavuşamamanın verdiği sıkıntı ruh yapısını bozar. Toplumdan kendini soyutlama, uykusuzluk, boş verme, bazen aşırı sinir, kendine olan güveni kaybetme gibi istenmeyen durumlar oluşur. Bu hasta ruh yapısının tek amacı; ne pahasına olursa olsun karşı cinsle benzer duyguları yaşamaktır. Kişi duygularına mantığı ile yön veremez. Bazen birlikte olmanın imkânsız olduğu durumlar vardır. İlk defa gördüğü ve hiçbir şekilde sosyal açıdan beraber olunamayacak bir kişiye aşık olmak ve hep onu düşünmek; öğrencinin öğretmene aşık olması, starlara aşık olmak, duyguları tek taraflı yaşamak ve bunu kabullenmemek gibi... Kim kendi kendine duygusal olarak eziyet etmek ister ki? Aşk da salgılanan hormonlar da bir süre sonra etkisini yitirir. Aslında aşk ile aşk takıntısı aynı şey değildir. Kısacası, aşkta mantık çerçevesinde önlenemeyen yukarıda saydığım belirtiler varsa aşk, takıntıya dönüşmüş demektir. Bu durum aşkın kutsallığını ifade etmez. Kişi mutlaka tedavi olmalıdır. Çünkü bu noktada aşk beyne zarar verir. Takıntı haline gelen aşklarda kişi karşı cinsle beraber olmak için her şeyi yapabilir. Karşı tarafta olan kusurları veya birlikte olmaya engel olabilecek sosyal durumları göz ardı eder. Yapılan araştırmalarda; aşk hormonunun etkisi altında kalan beyinde akıl yürütme ile ilgili olan bölgede hafif işlev kaybı olduğu görülmüştür. Aşkta duyguların aşırıya kaçması daima karşı cinsi düşünme, diğer işleri boş verme, hayattan kendini soyutlama;

aşkın yüceliğini değil hastalığı gösterir. Buna göre; Mecnun'un Leyla'ya olan efsanevi aşkı, Mecnun'da oluşan, 'obsessif compulsif nöroz' denen, takıntı hastalığından dolayıdır.

Aşk cinsel ilişkiyi daha zevkli, tutkulu ve kalıcı hale getirir. Aşksız olan cinsel beraberlikler cinsel haz bittikten sonra kalıcı olmaz sona erer.

Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, ‘Aşık oldum” dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.

Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortaklığıdır, aşk hayatın bütün tek düzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık almaz.

Aşktaki büyü, kendiniz olamamaktadır. Kendiniz gibi davranmadığınız zaman aşk sizi büyülemiş demektir. Sevgi büyü değildir. Sevgi, duygularımıza hakim olabildiğimiz noktaya kadar, olan şeydir. Büyüleyen kısım aşka varınca geliyor. Mecnunluktur, çılgınlıktır o nokta. Sen sen olmaktan çıkarsan, aşk başladı demektir.

Kördür evet. Siz bakarsınız ama gördüğünüz, görmek istediğinizdir. Kalbin görmek istediğini görmeye başlarsınız. Çünkü aşk bir bakıştır ve güzelliği sadece siz görürsünüz. Leyla kara kuru bir kızdı ama Mecnun'un gözüyle bambaşkaydı.

İnsan aşk'ın gerçeğini nasıl görür? İnsanın gerçeği kendini aşk'a nasıl gösterir?

Bunun için bir hilalin dolunaya dönüşünü düşünün. Önce hilal, sanki gözümüzün önünde bir kıvılcım gibi. Sonra sevgili yokken bir onu içimizde büyütürüz. Kimlik biçeriz, kişilik biçeriz. O şöyle yürür, şöyle konuşur, kahveyi şöyle içer deriz. Hilal gittikçe büyür, yarım ay olur sonra büyür dolunay olur. O anda, farzedelim ki evleniriz sevdiğimizle. Yani, aşk gerçeğiyle örtüşür. Sonra sorular başlar. Kadın, "sen benim sevdiğim adam değilmişsin", erkek de "sen benim sevdiğim kadın değilmişsin" demeye başlar. Çünkü aşk bir kişiliktir ve karşı taraftakini ilgilendirmez. Atilla İlhan bu yüzden, "ne kadınlar sevdim zaten yoktular" der. Biz kadınlar severiz, düşünürüz, onları konuştururuz, giydiririz...

Bu İçerik 614 Kez Görüntülendi

Yaşam Üye Listesi