Şavşat ve Kültür-Sanat Öyküler

Ar Damarı Çatlamış

Müfit Aksakal

Eşini toprağa verdikten sonra uyumakta zorlanıyordu. Ancak o gece hiç uyuyamamıştı.
Ezan sesi duyulmadan yatağından kalktı. Otuz yıldır kullandığı tıraş makinesiyle zar zor tıraş oldu. Giysilerini giydikten sonra boy aynasının karşısına geçti. Geniş omuzlarının çökmüş, gür ve düz saçlarının dökülmüş,mavi gözlerinin solmuş,uzun boyunun da kamburlaşmış olduğunu görünce içi bir kez daha cız etti."Şu kanser illetinden kurtulsam yine eski sağlığıma kavuşurum."diye düşündü. Suyun yukarı akmayacağını o da biliyordu,ama bir umut işte.Ya tutarsa!
Acı dolu gözlerle aynaya bir kez daha baktıktan sonra vestiyerin üzerinde duran eskimiş çantasını aldı.İçini açıp sağlık karnesi ve emeklilik cüzdanının olup olmadığını kontrol etti.Sonra da evden ayrıldı. Sancısına aldırmadan komşularını rahatsız etmemek için ayaklarını sürüyerek sessizce merdivenlerden indi.Sokağa çıktığı zaman sokağın bomboş olduğunu görünce içine bir korku düştü.Saatına bakınca sabaha bir saat olduğunu anladı;ama evine dönmeyerek otobüs durağının yolunu tuttu.
Mehmet Bey,yıllarca yönetici olarak çalıştığı dairenin kapısına geldiği zaman saat tam 9.30’da.
Dört katlı binayı üzgün gözlerle süzdü.Eski günlerini anımsadı.Dalkavuk ve yalakaların etrafında nasıl pervane gibi döndükleri gözünün önünden bir film şeridi gibi geçti.Alnında biriken soğuk terleri elinin tersiyle sildi.Fötr şapkasını çıkardı.on beş yıldır uğramadığı binanın kapısından içeri girerek merdivenlere yöneldi.
-Dur! Nereye gidiyorsun,kör müsün,deli misin be adam!Sabah sabah başımı belaya sok-
ma! sesiyle irkildi.Ürkek bakışlarla geriye döndü.Sesin,kargacık burgacık bir yazıyla
"Danışma"yazan bir kabinden geldiğini anladı.Ürkek ve korkak adımlarla kabine kadar geldi.Sağlık karnesinin bile zor sığacağı kabindeki cam delikten içeriye seslendi:
-Dur diye seslenen siz miydiniz?Ben emekli ...müdürü Mehmet Alioğlu.Kanser hastasıyım.
Tedavi olmam için yurt dışına gitmem gerekiyor.Bu nedenle pasaport alacağım.Nereye baş-
vurmalıyım?
Kabinde oturan,suratı sirke satan memurdan daha çok bir müride benzeyen çember
sakallı,hırpani kılıklı adam söylenenleri hiç duymamış gibi gazete okumaya devam ediyordu.
Mehmet Bey,cam delikten bir kez daha seslendi;amasoytarı kılıklı adamın söylenenleri
duymaya hiç niyeti olmadığı belliydi.Mehmet Bey, bir kez daha adama seslendi.
Kabindeki adam,sert bir ses tonuyla:
-Patladın mı be adam!Görmüyor musun gazete okuyorum,boş muyum?Ne istiyorsun?
dedi.
Mehmet Bey,isteğini bir kez daha yineledi.
Kabindeki memur daha sert bir ses tonuyla ve Mehmet Beyin yüzüne bakmadan:
-Merdiveni çıksağdan birinci oda.Üzerinde"Yazı İşleri"yazıyor,dedi.
Mehmet Bey,sekiz basamaklı merdiveni,duvarlara tutunarak zorla çıktı.Tam odaya
gireceği sırada içeriden elinde bir tepsi olan ve giysilerinden dairede odacı olduğu anlaşılan birisi çıktı.Mehmet Bey,odacıya kendini tanıttıktan sonra dedi ki:
-Pasaport alacağım,kime başvurmalıyım?
Odacı kendini biraz toparladıktan sonra:
-Bu odaya girin efendim.Dilekçene kayıt numarası verildikten sonra ikinci kata gideceksiniz.İşinizi yapamazsanız bana haber verin ,dedi.
Mehmet Bey, kapıyı vurarak içeri girdi.Birinci masaya yaklaşarak kendini tanıttı.Son-
ra da elindeki dilekçesini memura uzattı.Memur bulmaca çözmekle meşguldu.Hiç oralı
olmadıİkinci masada oturan memure de makyajını tazeliyordu.Onunla göz göze geldiler.O
da söylenenleri duymamış gibi davrandı.
Bu arada Mehmet Beyin sancısı giderek iyice arttı.Üçüncü masanın yanında duran boş
sandalyeyi gördü.Masalara tutunarak gidip sandalyeye oturdu.
Mehmet Beyin içeriye girdiğini,söylediklerini hiç duymamış,onu hiç görmemiş gibi
davranan odadaki beş memur da birden kükredi:
-Sana otur diye kim dedi?Burasını kahve mi zannettin?Burası senin babanın çiftliği mi?
Kalk o sandalyeden!
Mehmet Bey,oturduğuna da oturacağına da bin pişman oldu.Dört büklüm olarak sandal-
yeden kalktı.Memurlara dönerek:
-Beyler!Bir zamanlar ben de devlet memuruydum.Otuz beş yıl ben de memurluk yaptım.
Hem bu sürenin on beş yılını sizin gibilerinin amiri olarak geçirdim.Ama hiçbir kimseye sizin davrandığınız gibi davranmadım.Burası benim babamın çiftliği olmadığı gibi sizin babalarınızın çiftliği de değil.Hiçbir makam,hiçbir görev kişiye kalımlı değildir.Kişiler gelip geçer.Kalımlı olan devlettir.,ulustur.Ulusun verdiği vergilerden maaş alıp ulusun bir bireyi olan benim gibi bir vatandaşa böyle davranmaya hakkınız yoktur.Görevinizi yapamıyorsanız çekip gidin.Vatandaşın işini titizlikle ve güleryüzle yapacaklar bulunur,dedi.
Memurların alaylı ve küçümser bakışları Mehmet Beyin üzerinde iken ikinci msada oturan pörtlek,çekik gözlü,kalkık burunlu,kalın dudaklı,zürafa boyunlu,iri göğüslü gergedan vücutlu bayan Mehmet Beyin elindeki dilekçeyi çekip aldı.Etrafa şöyle bir göz gezdirdikten sonra değil bir bayana,insan olan hiçbir kişiye yakışmayan bir edayla
Mehmet Beye:
-Fazla konuşma!Eski çamlar bardak oldu.Çık dışarı bekle be moruk! Biz seni çağırırız,dedi.
Mehmet Bey,alnındaki terleri siler gibi yaparak,gözündeki yaşları göstermeden kuruladıktan sonra çaresiz bir şekilde dışarı çıkarak kapının kenarında beklemeye başladı.Uzun süre ayakta kalan Mehmet Bey,iyice yorulmuş olacak kisoğuk betonun üzerine oturarak sırtını duvara yasladı.Gözleri"Yazı İşleri"yazan kapının üzerindeydi. Birisinin
kendisini çağırmasını bekliyordu.Saatlerce beklediği halde ne çağıran ne de burada ne oturuyorsun diyen vardı.Birçok kişinin içeriye girip bir dakika sonra güleryüzle çıktığını
görüyordu.Ancak içeride ne dolapların döndüğünün farkında değildi.Saatına baktı.Öğle paydosuna yarım saat kaldığını anlayınca sızlanarak zorla yerinden kalkarak içeriye girdi.
Gergedan tipli bayan,sümenin altından çıkardığı dilekçenin üzerine bir şeyler yazdıktan sonra başını kaldırmadan dilekçeyi Mehmet Beye uzatarak:
-Pencere yanında oturan sayın şefimize götür,dedi.
Bastonuna dayanarak zor yürüyen Mehmet Bey,dilekçeyi alarak şef dnilen adamın masasının yanına gitti.Otuz yaşlarında gösteren kocaman başlı,sarkık bıyıklı,çilli yüzlü, kepçe kulaklı,uzun ve kirli tırnaklı şef denilen adam,meşgulmuş gibi önündeki kağıtlara bir şeyler yazıyor,arada birde sigarasından bir nefes çekip dumanını Mehmet Beyin yüzüne doğru üflüyordu.Terbiyesiz ve küstah birisi olduğu belliydi.Mehmet Beyin elindeki dilekçeyi alarak imzalayıp bir kenara bıraktı.Mehmet Bey,dilekçeyi almak için uzanınca:
-Hoop!Dur bakalım babalık!Acelen ne? Dilin epey uzun.Her şeyi biliyorsun ama bu dairede nasıl iş yapıldığını öğrenememişsin. Ver bakalım elli teklik,dedi..
Mehmet Bey, şefin söylediğine bir anlam veremedi. Yanlış anladığını düşünerek şefe,ne  istediğini tekrar sordu.Şef,aynı şeyleri söyleyince Mehmet Bey,şaşıp kaldı.Heyecanlandı.
Yüzü kızardı.Elleri titremeğe başladı.Yutkundu. Titrek bir sesle:
-Ama bu yaptığınız suç.Gazetelerde okurdum,arkadaşlarım söylerdi de inanmazdım.Böyle şey olur mu?Siz benden resmen rüşvet istiyorsunuz.Sizi şikayet edece-
ğim,dedi.
Mehmet Bey,konuşmasını sürdürürken şef birden ayağı fırladı.Kabadayı bir eda ve
tehditvari bir ses tonuyla:
-O söylediklein eskidendi.Şimdi kural böyle.Parayı vermezsen dilekçeni de alamazsın.
Git,istediğin yere şikayet et,ddi.
Mehmet Beyin şaşkınlığı iyice arttı. Parayı vermeden dilekçesini de alamayacağını anladı.Sağlığını düşünerek şefe cebinden çıkardığı on lirayı elleri titreyerek uzattı. Şef, birden kükredi:
-Ulan be moruk!Dilenciye sadaka mı veriyorsun,bu ne?diye parayı ihtiyarın suratına fırlattı.
Mehmet Bey,parayı verdiğine de vereceğine de bin pişman oldu.Ama ok yaydan çıkmış
iş işten geçmişti bir kere.Pazarlık ypmaktan başka çare yoktu.Sesi titreyerek:
-Beyefendi,zaten otuz lira param var. Size on beş lira versem olmaz mı ? dedi.
Yan masada oturan şef yardımcısının araya girmesiyle on beş lira verilerek iş tatlıya bağlandı.Dilekçe Mehmet Beye verilerek üçüncü kattaki Ska Beye gitmesini tembihledi. Mehmet Bey,heyecanla odadan çıkarak üçüncü kata canını zor attı.Kapının üzerinde "Saka Bey" yazan odanın kapısını tıklayarak içeri girdi.Odada sabahleyin"Yazı İşleri" kaleminde gördüğü odacı temizlik yapıyordu.Odacıya yetkili kimsenin olup olmadığını sordu. Odacı"Şimdi öğle paydosudur.Saat bir buçukta gel.Dilekçeni müdür beye verirken bir yüzlüğü de dilekçenin altına koymayı unutma!Yoksa sana birinci dereceden emekli olduğuna özgü belgeyi altı aydan erken vermezler,dedi.
Yüz lira sözünü duyan Mehmet Bey,beyninden vurulmuşa dönerek dışarı çıktı.Düşündü,taşındı ancak bir hal çaresini bulamadı.Çünkü onun o kadar parası yoktu.
Kendisi gibi öğle paydosunun bitmesini bekleyenlerin oturduğu kanapenin bir kenarına ilişerek zamanın geçmesini bekledi.
Mesai saatı bir saattır başladığı halde,Saka Bey,ortalarda görünmüyordu.Birden odacının sesi duyuldu:
-Saka Bey geliyor.Ayağa kalkın.Kapının önünde sağlı sollu tek sıra olun.Paralarınızı hazırlayın.Saka Bey sormadan bir şey söylemeyin,dedi.
Bir zaman sonra sırtında mavi paltosu,ayağında yüksek ökçeli yuvarlak topuklu ayakkabısı olan cüce denecek kadar kısa boylu,davul gibi şiş göbekli,küt burunlu, muşmula suratlı Saka Bey göründü.Kapının önünde sağlı sollu sıra olanların arasından bir komutan edasıyla geçerek odasına girip koltuğuna oturdu.Odacı gidip paltosunu çıkardıktan sonra kapıdakileri baş işaretiyle içeri çağırdı. Kapıda bekleşen kadın, erkek, genç, ihtiyar hep birlikte içeriye doldu.
Dilekçesini Saka Beye uzatan bir ya da iki yüzlüğü açık duran masanın çekmecesine atıyordu.Bazılarıyla önceden tanışıyor olmalı ki beş yüz liraya gereksinimi olduğunu söylüyor.Onlar da hemen çıkarıp veriyorlardı.
Saka Bey, arada bir göz ucuyla çekmeceye atılan yüzlükleri kontrol ediyor,sonra da dilekçe sahibine bir şeyler söylüyordu.Belli ki dilekçede istenenlere göre paranın miktarı değişiyordu.Saka Beyin keyfine diyecek yoktu.Çekmecedeki yüzlükler çoğaldıkça Saka Bey daha da neşeleniyor,mühürü dilekçelere daha başka bir zevkle vuruyordu. Sıra sabahtan beri aç susuz bekleyen Mehmet Beye gelmişti.Mehmet Bey,dilekçeyi Saka Beye verirken cebinde olan iki onluğu da çekmeceye attı.İki onluğu gören Saka Bey birden kükredi:
-Be utanmaz adam!Çocuk mu kandırıyorsun?Bu parayla şimdi ne alınıyor?Param yok,şimdi bunu kabul et,yarın veririm de.Bir şeyler söyle.!Böyle terbiyesizlik olur mu hiç!
Her şeyin bir bedeli olduğunu odacı sana söylemedi mi?Benim gibi namuslu(!)adama bu
yapılır mı?
Mehmet Bey,sararmış bir yüz ve titrek bir sesle:
-Beyefendi, odacı söylemesine söyledi; ancak param yokki vereyim. Burada tanıdığım
birisini de bulamadım.Ne yapabilirdim ki?Lütfen işimi yapın,borcum olsun emekli maaşımı aldığım zaman borcumu öderim.
Saka Bey:
-Olur mu öyle şey? Senin gibi üç beş yılda bir buraya işi düşenlerden bu sözleri çok duydum. Gidip bir daha gelmiyor şerefsizler. Git parayı bul da gel. Yoksa belgeyi vermem, dedi.
Mehmet Bey, söylenenleri duyduktan sonra titremeye başladı. Sendeleyerek arkasında
sırasını bekleyen adama yaslandı. Adam, Mehmet Beye acımış olacak ki Ska Beye dilekçesini
verirken Mehmet Beyden istenen parayı da verdi.
Saka Bey, bir nefes çektiği Malbora sigarasının dumanını parayı veren adamın yüzüne doğru üfleyerek:
-Hristocuğum! Sen beni tanırsın. Biliyorsun ben üçe beşe bakan adam değilim. Ama böyle
namussuzlara haddini bildireceksin. Sabahleyin "Yazı İşleri"nde çalışan çocuklara da çıkışmış. Utanmadan"beş"lira vermeye kalkışmış. Acımayacaksın böylelerine. Senin güzel hatrın için belgenle birlikte aha o moruğun belgesini de veriyorum. Üst katta bir zorluk çıkarırlarsa haberim olsun. Haydi gidin güle güle.
Hristonun kollarında kapıya canını zor atan Mehmet Bey, zorlukla konuşuyordu.Hakarete dayanamayan yüreği salona çıkar çıkmaz duruverdi.Son sözleri şunlardı:
-Bunların ar damarları çatlamış.Fırından ekmek ister gibi resmen rüşvet istiyorlar".Balık
baştan kokar" demiş atalarımız.Demek ki bunların başları da öyle.Bu memleket batmış da
kimsenin haberi yok. Tanrım,benim canımı al,ama bu zalimlerin şerrinden bu ülkeyi,ulusu
kurtar. Ah Atam ah!Kalk da bak ülken ne hallere kaldı.

Müfit AKSAKAL
(Üzülme Öğretmenim,Mir Yay.İstanbul 1999)

Şavşat Kültür-Sanat Öyküler Üye Listesi