Şavşat ve Kültür-Sanat Öyküler

Artvin Şavşat Arası 18 Saat

Nusret Erişti

Sizlere 1982 veya 1983 yılında bir yaz mevsiminde Trabzon’dan Şavşat’a yaptığımız bir yolculuğu anlatacağım;

Ramazan bayramı için Şavşat’a gitmek üzere Trabzon’dan saat 07.00 de yola çıktık.Saat 11'lerde Artvin’e vardık.Artvin’den Şavşat’a gitmek için bir minibüs ararken ,o gün aniden yağan sağanak yağış nedeniyle sel geldiği ve Şavşat yolunun kapandığını öğrendik. Bunun üzerine olayı araştırmaya başladık. Neticede yolun o gün açılmasının mümkün olmadığı, ertesi gün de ne zaman açılabileceğinin bilinmediği, bu nedenle Jandarmanın hiç kimseyi Şavşat yönüne bırakmadığını söylediler. Bunun üzerine bazı hemşerilerimiz o gece Artvin’de kalalım, bazıları Trabzon’a geri dönelim, bazıları da Olur- Göle ‘Ardahan yolundan devam edelim dedi.Sonunda Ardahan üzerinden gitmeye karar verildi ve 20 kişilik bir midibüs kiraladık , saat 12.30 da yola koyulduk.

Yusufeli hizasını geçtikten sonra aniden yolumuzu selin getirdiği molozların kapadığını gördük. Herkesi bir korku aldı.,ya yeni bir sel gelirse ve iki sel arasında kalırsak ne yaparız? Bu durumda geri de dönemeyiz.! Derken, biz erkekler ve genç bayanlar arabadan indik , yaşlı kadınlar ve çocuklar arabada kaldı ve selin kapattığı yol ile Çoruh nehri arasındaki tepenin üzerinden arabayı tutarak ve iterek heyelan sahasının ilerisinden yola indirdik.Tekrar arabaya binerek yolumuza devam ettik. Yollar bozuk ve sık aralıklarla taş ve toprak yığınları ile dolmuş olduğu için çok yavaş ilerliyorduk. Bu nedenle ikindiye doğru yanımıza almış olduğumuz içme suları bitti ve çocuklar su istemeye başladı. Önceleri çocukları oyalamaya çalıştık ise de daha sonra sürekli ağlamaya başladılar. Şoför, bir an önce Şavşat’a varmak için çocukların ağlamasına kulak asmadı, ancak her geçen dakika çocukların su istemesi ve şoföre dur dememize karşın durmamakta ısrar etmesi herkesin sinirlerini bozdu. Sonunda zorla arabayı durdurtup bir çeşmeden su doldurduk. Yolumuza devam ederek akşam ezanı vakti iftar etmek üzere bir petrol istasyonunda mola verdik.

Onca yorgunluktan sonra herkes orucunu açmak için lokantaya koştu , ama hayal kırıklığı ile öteye beriye bakınmağa başladılar. Zira, lokantada birkaç dilim ekmekten başka bir şey kalmamıştı. Neyse, orada ekmek ve su ile iftarımızı açtık ve tekrar yola koyulduk. Henüz 5-6 Km. yol gitmiştik ki arabadan ‘küt ‘diye bir ses geldi ve araba teklemeye başladı. Şoför inip ne olmuş diye baktı ve arabanın bir parçasının kırılmış olduğunu , bu durumda daha ne kadar gidebileceğimizi bilmediğini söyledi. Yolumuz üzerinde Olur kazasına kadar herhangi bir istasyon yada servis bulunmadığı için mecburen gidebildiğimiz yere kadar gitmek üzere tekrar hareket ettik. Bu arada hava iyice karardı ve hafifçe yağmur yağmaya başladı. Arabamız düz yerlerde biraz hızlanıyor, yokuşa gelince yavaşlıyordu. Derken dik bir yokuşta araba çekmez oldu. Bu durumda erkekler arabadan inerek arabayı itmeye başladılar. Böylece dura kalka gece yarısı yolun yokuş bölümünü bitirdik.

Nihayet Olur’a gelmiştik ancak burada ne bir tamirci ne de açık bir dükkan bulamadık. Mecburen yola devam ettik. Arabamız ağır ağır ilerlerken yolcular uykuya daldılar. Bir müddet sonra arabanın durduğunu fark ederek uyandığımızda ne görelim? Arabamız çamurlu yolda kayarak kenardaki kanala düşmüştü. Bütün erkekler arabadan inip, arabayı iterek yola çıkarmaya çalıştık ise de maalesef başarılı olamadık. Havanın soğuk olması nedeniyle üşümeye başladık. Bu arada şoför benzinimiz biter diyerek motoru durdurdu. Bu defa da arabada bulunanlar üşümeye başladılar.

‘’Şimdi ne olacak? Ne gelen var ne giden.Bu yoldan sabaha kadar bir tek araba bile geçmeyebilir. Uzakta bir ışık görünüyor ama, acaba evmidir? Çoban kulübesi midir? Nedir? Gitsek acaba bir traktör veya öküz bulabilir miyiz?’’ derken son çare olarak orada bekleyip soğuktan titremektense ışığın geldiği yere iki kişiyi göndermeye karar verdik. Arkadaşlar ışığın geldiği yöne doğru karanlıkta ilerlerken aynı yönden bir kamyon göründü. Herkes sevinçten zıplamağa başladı. Yardıma gönderdiğimiz arkadaşlar kamyonla birlikte yanımıza gelerek kamyonu durdurdular. Şoförden arabamızı çekmesini istedik. Ancak, şoför bir türlü bizi çekmeye razı olmuyordu. Zira ‘çamurda ben de kayarım ve bir daha beni oradan kimse çıkaramaz’ diye itiraz ediyordu. Herkes şoföre yalvarmaya başladı.

Yaşlı bir teyze şoföre : T(d)ada Allahise san na diyersın, bu çil çocuği burada birakıp savuhtan kırduracahmisin ,yapma, etme .çocukların halini göriyersın’’derken sonunda kamyon şoförünü ikna ettik ve arabamızı, bizim de yardımımızla çekti ve yola çıkardı. Şoför tam bizden uzaklaşacağı anda bizim nereye gittiğimizi sordu. Biz de Şavşat’a gittiğimizi söyleyince ‘’Siz Şavşat’a değil, Kars’a gidiyorsunuz’’ dedi. Başımıza gelmeyen bir bu kalmıştı. Meğer ters yola girmişiz ve en az 20 Km. Kars yönünde gitmişiz. 20 Km. Bu yolda bir saatlik yol demektir. Eh başa gelen çekilir. Geri döndük ve sabah namazı vaktine Göle’nin sınırlarına girdik.

Akşamdan yemek yiyemediğimiz ve sahur için yiyecek bir şey alamadığımız için arefe günü oruç tutmaya niyet edemedik. Tam Göle’nin görüneceği sırtlara yaklaşırken etraf ışıklandı ve bizim arabamız yokuşa gelince teklemeye başladı. ‘Hadi erkekler aşağıya, araba itilecek’.Derken arabayı ite ite tepeye çıkardık.Tepeden Göle’nin çöken duman nedeniyle pamuk tarlası gibi bembeyaz düzlükleri göründü. Herkes arabaya bindi,şoför arabayı inişe doğru bıraktı ve bu arada aklıma şu türkü geldi.

Göle’nin düzünü duman bürümüş
Kesilmiş kelleler al kan yürümüş
Ana ben Göle’nin neyini gördüm
Sürüden ayrılan koyunu gördüm
Beş bin yüz gelinin boyunu gördüm.

Etrafı güneş kaplarken sağ salim Göle’ye indik ve arabayı bir tamirciye çektik.Tamirci bir şeyler yaptı ve Şavşat’a kadar idare eder diyerek bizi uğurladı. Göle'den ayrılırken çocuklar için yiyecek bir şeyler aldık, tabi ki kendimize de alabilecek kadar bir şey bulamadık. Öğlene doğru Ardahan’a ulaştık ve oradan kendimize yiyecek şeyler aldık.Yola devam edip dağın eteğine varınca arabamız yine yavaşladı. Bütün gençler arabadan indi ve kestirme yollardan yürüyerek arabayı takip ettik. Sonunda Sahara'ya ulaştık. İyice yorulmuş olduğumuz için Kocabey Köyü yaylaları karşısında mola verdik. Elimizde ne kadar yiyecek varsa indirip çimenlerin üzerinde afiyetle yedik. Bu arada herkes çimenlere uzanarak dinlendi.

Bir an önce evlerimize ulaşmak için arabaya bindik, yaylaları geçip ilk viraja geldiğimizde arabada bir kişinin eksik olduğunu fark ettik.Şimdi gel çık işin içinden! Bu çocuk nerede kaldı? Herkesi arabadan indirerek arabayı kaybolan yolcumuzu aramak üzere geriye gönderdik. 15 dakika sonra araba geri geldi.Neyse ki yolcuyu bulmuştu. Meğer delikanlı çimenlere uzanmış ve öğlece uyumuş.Uyandığında arabayı göremeyince yürüyerek aşağıya doğru yürümeye başlamış. Böylece son vukuatımızı da yaşayarak ikinci gün ikindi vakti Şavşat’a indik. O gün bu gün bu olay aklıma gelince ‘ah keşke yanımızda bir kamera olsaydı da bu olayı çekebilseydik’ diye hayıflanmaktayım.

Nusret Erişti (Yavuzköyü/Şavşat)
T.C.Merkez Bankası İdare Merkezi
İnşaat ve Emlak İşleri Müdürlüğü
ANKARA

Bu İçerik 89 Kez Görüntülendi

Kültür Öyküler Üye Listesi