Şavşat ve Kültür-Sanat Öyküler

Ayaküstü Yazılar... Hikaye - Sahipsiz Zambaklar

Mustafa Tilci

- Kadın sus dedim sana!
- Susmazsam ne olur? Çok çok döversin. Öldür de kurtulayım bari.
- Dövmediğimizden oldu ne olduysa zaten önce bir dinle kadın.
- Neyini dinleyecekmişim? Hep aynı teraneler. Yok işler uzadı da, yok mesaiye kaldık ta… gençliğimi bitirdin böyle diye diye… aile hayatı denen bir şey kalmadı boşuna uğraşma nerde olduğunu ben biliyorum.
- Kadın bak beni çileden çıkarma dinle dediysem adam gibi dinle elimi sopaya alıştırma.
- Bir o kalmıştı…

Adam sağ elini yumruk yaparak hışımla havaya kaldırdı tam vurmak üzereyken geri çekip;

- La havle vela kuvvete… Ulan vurmayacağım vurmayacağım. Allahım sabır ver bana …

Bu arada genç denecek yaştaki karısı koltuğa oturmuş sinirine yenmek istercesine tırnaklarını kemiriyordu.

- Bak karıcığım.
- Bana karıcığım deme. Bir karının var olduğunu bilseydin bir gün karşına alıp ta ne derdin var diye sorardın. Ama sen kim bilir kiminlesin?
- Ya hu ne şirret kadınsın sen illa ağzımı açtıracaksın.
- Aç ne duruyorsun?

Adam gene yarı sessiz sabır telakkileri yolladı içinden bir yerlere. Oldukça mülayim bir tavırla konuştu;

- Kimin için çalışıyorum ben?
- İş iş iş mezara mı götürücen paraları bir karının varlığını bile unuttun kim bilir belki başka biri var…
- Ne biçim bir kadınsın sen ya? Benden şüphemi ediyorsun? Minnettar olmak yerine bu nankörlük niye? Tanrım nerde hata yaptım ben?
- Hatayı sen değil ben yaptım gençliğimi sana vererek tabii ki.
- Şimdi öyle mi olduk hanım efendi? Yazıklar olsun sana, yazık…

Orta boylu sıska denecek zayıflıkta siyah saçları şakaklardan hafif ağarmış iri gözlü adam lacivert takımının içine taktığı kravatını öfkeyle çıkarıp fırlattı. Sonrada odasına çekilerek kapıyı sertçe kapadı.

Arkasından karısının mırıldanır gibi çıkan sesini derin bir acıyla işitti;

- Kahrolası herif…

Ne oldu da kahrolası bir herif oluverdi en sevgili koca. Geçen yıllar bazı şeyleri alıp beraberinde götürmüştü ki böylesi bir isyanla çalkalanıyordu haneleri. Oysa dediği gibiydi her şey ve gece yarılarına kadar çalışmak zorunda hissediyordu kendini. Mutlu yuvalarının geleceği içindi her şey… Ama anlayamadığı şey hanedeki isyanın sebebiydi…

Gömleğinin cebinden çıkardığı sigarasını çakmağının titreyen aleviyle yakarak derin derin çekti. Yanlış giden bir şeyler vardı. Çözemiyordu. Bir şeyler ters gitmiş emektar karısının gönlünden düşmüştü.Geç saatlere kadar oldukça çok sigara içip odasında dolanıp durdu. Bir ara odasının penceresini açıp gökyüzüne baktı adam. İç açıcı mavi atlas üzerin de asılı binlerce yıldız kederinin şahidi gibi duruyor du. Uzun süre onlardan gözünü alamadı. Nerede hata yaptığını sorgulayıp durdu içinden. Yıldızların arasında olmayı düşledi bir zaman… Tam yatağına uzanmış uyumak üzereydi ki dışarıdan konuşma sesleri işitti Karısının bir delilik yapabileceğini düşünerek yatağından fırlayıp pencereye koştu dışarıda kimsecikler yoktu. Demek ki yanılmıştı. Kuşkularından ötürü kendini kınadı. Sevgili eşi onu bunca yıl sonra bir heyecan arayışı uğruna bırakıp gidemezdi ya. Kim bilir?

Ne arardı bir kadın kocasında? Güzel bir geçim, ilgi alaka, şefkat sevildiğini hissetme hissi. Gerisi macera aramaktı. Yapar mıydı bunu karısı? İhmal mı etmiş ti karısını? Sahi en son ne zaman dışarıda yemek yemişlerdi? Sorular sorular sorular… Ardı arkası gelmeyen bir sürü kuşku cümlesi de gelip geçti içinden.

Aslında gerçek düşündüklerine yakın şeylerdi. Kadın genç bir sevgili bulmuş kocasının olmadığı saatlerde onunla gönül eğlendiriyordu.Bu sebeple her fırsatta kocasıyla tartışıyor yeni sevgilisiyle gitmek için bahane arıyordu.

Aradan günler geçti. Evde ise hayra iyiye dair pek bir şey yoktu. Ardı arkası gelmek bilmeyen kavgalar,kadının zamansız çıkıp gitmeleri, adamı kahrediyor bir tutam saadetin avuçlarından kayarak gittiğini fark ediyor, hiçbir şey yapamıyordu.

Pamuk ipliğine bağlı evlilikleri her yeni günle biraz daha inceliyordu. İki kişilik saadet yuvaları cehennem olmuştu sanki…

Bir gün iş dönüşü karısını bir kafeteryanın bahçesinde gördü adam. Tanımadığı, şık giyinikli bir genç vardı yanında. O ne samimiyet Allah’ ım diye iç geçirdi adam. Gözlerinin kendisini yanıltmış olmasını ne kadar çok istiyordu.Ama gerçek gün gibi ortadaydı ve karısı başka biriyleydi. Demek bütün bu anlamsız tartışmaların sırrı bu idi.

- Koklamaya doyamadığım gül demetim diye iç çekti adam.

Paylaşamayacağım tek değerim sendin. Sende mi yapacaktın bunu?.

İçinden bin bir türlü şey gelip geçti… Böyle sessizce çekip gitmeli mi?yoksa elinden geleni yapmalı mıydı? Neye yarardı ki? Geri getirebilir miydi kaybettiklerini? Omuzları düşmüş,on yaş daha yaşlanmış olarak evine döndü. En sevdiği oyuncağı elinden alınmış küçük bir çocuk gibi kalakalmıştı ortada…

İpekten bir halıya benzeyen ovaları, şehrin ortasından huzur veren çağıltılarla akan deli çayı ve selvi boylu çınar ağaçlarıyla Yaratıcının en güzel şaheseri bu Anadolu şehri hiçte hayırlar getirmemişti ona. Önce can paresi oğlu küçük Emre’sini almıştı bu topraklar sonrada cananını almaya niyetlenmişti…

Kadın eve geç döndü.O gecenin akşamına da bu sebepten yine kavgayla başlandı ve kadın kendisine tahammül edemediğini ayrılmak istediğini nihayet kocasına söyledi. Sonrada odasına çekildi…Çok geçmeden de yolculuğa çıkmağa hazırlanmış vaziyette kocasının bulunduğu solona döndü.

Elinde valizi olduğu halde her şeyi koparıp akmak istiyormuşçasına kapıya doğru yürüdü. Karşısına dikilmiş kocasına şeytan görmüş gibi baktı.Tüm hatıralar dalından koparılmış bir gül gibi yerlerdeydi. Ve gidiyordu aşkın o anlık büyüsüne kapılan kadın. Adam hala temkinli davranıyor, yaptığı deliliği terk etmesini bekliyordu. Yumuşak bir sesle;

- Bunca kavganın sebebi bu muydu? Bir gece yarısı ansızın çıkıp gitmek için bahane aramak?

Kadın konuşmuyordu.
- Ona gidiyorsun değil mi?
- ….
- Söylemeli değil miydin bana? Zorla tutamazdım ya seni. Madem her şeyin bittiğini düşünüyordun söylemeliydin…
- …

Kadın kapıya doğru yürümek istedi. Bu ev başına yıkılıyor gibiydi ve artık kalamazdı burada. Adam ona kapıyı açarak sözünü tamamladı;

- İyi düşün eğer bu kapıdan çıkarsan dönüşün olmaz …

Kadın gözlerini on yıllık kocasının gözlerinden kaçırarak açık kapıdan çıkıp gitti. Sokağın sonundaki yeni sevgili elinden valizini aldı kadının ve yürümeye başladılar sonu bilinmez bir yolun sonuna doğru. Kadının yüzündeki mahmurluğa anlam veremeyen genç;

- Zor olmadı değil mi çıkman?
- Yok. Dedi kadın. Anlayışla karşıladı onu artık sevmediğimi biliyor.
- Üzülme sevgilim her şey daha güzel olacak tren sabah yedi buçukta. Yarın Eskişehir de ki evimizde olacağız. İnan çok beğeneceksin.
- Ben evini değil seni ve sevgini istiyorum. Dedi kadın
- Dünyanın en mutlu kadını sen olacaksın hem kocan olacak adam da bizi bulup rahatsız edemez orda emin olabilirsin…

Ne çare kadın huzursuzdu. Kocasının son sözleri aklından çıkmıyor ona haksızlık ettiği düşüncesi içini kemiriyordu. Çok geçmeden şehrin sınırında tren garına oldukça yakın bir evin önünde durdular;

- İşte burası dedi genç sevgili. Kaldığım ev. Biraz ufak tefek ama idare et nede olsa bir gece buradayız.

Gencin açtığı kapıdan ürkek adımlarla içeri girdi kadın. Karanlık sokaklarda cırcır böceklerinin sesleri eşliğinde yürüyerek ulaşabildikleri bu ev kadın için pek tekin bir yer gibi gelmedi.

Isınamadı buraya. Aradan çok zaman geçmeden kapı çalındı. Kadın korkuyla sevgilisinin yüzünde dolaştırdı endişeli gözlerini. Genç sevgilisi korkusunu yatıştırmak istercesine kadının ellerini avuçlarına aldı ve;

- Korkma sevgilim bizimkilerdir. Her akşam burada buluşur bir iki kadeh bir şeyler içeriz sonra herkes evine gider. Meraklanma iyi çocuklardır.

Açılan kapıdan bahsettiği iki kişi girdi. Tiplerinden ayak takımına mensup oldukları anlaşılmaktaydı. Kadın bu meymenetsiz adamların sevgilisi gibi kibar kültürlü biriyle ne işlerinin olabileceğini anlamaya çalışıyor fakat endişesini sevgilisine sezdirmemeye çalışıyordu. Söylenildiği gibi sofra kuruldu içecekler içildi. Saatler ilerliyor ama o iki adam bir türlü gitmek bilmiyordu. Üstelik kadına bakışları değişmişti adamların. Sonunda olan oldu ve adamlardan biri kadına sarkıntılık etmeye başladı. Neye uğradığını şaşıran kadın sevgilisine sığınmak istediyse de ne çare o buna dünden razıymış gibi kadını arkadaşlarının kollarına iteleyiverdi.

Kadının başından kaynar sular dökülmüş gibiydi. Gözleri kararıyor, bayılacak gibi hissediyordu kendini. Sevgisine güvenerek geldiği adam meğerki ağzı salyalı çirkef biriydi. Nasıl anlayamamıştı bunu. Ne işi vardı burada? Nasıl böyle birine kanıp buralara gelmişti. Ah keşke dinleseydi kocasını da evden çıkmasaydı. Kendini bir ara onların ellerinden kurtarıp kapıya doğru koştu. Adamlardan biri ona yetişerek onu yere düşürdü. Feryatlara karışan boğuşmalarla evin içi inliyordu. Her biri bir tarafından kadını çekiştiriyor, kirli emellerine ulaşmak istiyorlardı. O esnada kapı yumruk yumruğa dövülmeye başladı. İçlerinden biri toparlanıp kapıya yaklaştı;

- Kim o? Diye seslendi.
Dışardan;
- Açın! … Polis!… diye kaba bir ses duyuldu.
- Eyvah basıldık vay anasını be diye bağırdı biri.

Kadını olduğu yerde bırakıp kediden kaçacak delik arayan fareler gibi sağa sola koşuşturmaya başladılar. Evin sahibi olanı;

- Arka kapı! Diye akıl verdi diğerlerine.

Birlikte arka kapıya koştular. Çok geçmeden de gözden kaybolacak kadar uzaklaşmışlardı bile. Yerde biçare yatan kadın kapıya fırlayıp sevinçle kapıyı açtı. Kapıda kendisini polis diye tanıtan adamın kendi kocası olduğunu gören kadın dizlerinin bağı çözülmüşçesine olduğu yere çöküverdi. Rüya olmalıydı yaşadıkları. Dili tutulmuştu. Hiçbir şey söyleyemiyor öylece kurtarıcısının ıslak gözlerine bakıyordu. Bir müddet bakıştılar. Kadın yaşadığı utancın ağırlığıyla eziliyordu. Elindeki tabancayı elbiseleri yırtık saçı başı dağınık karısına doğru tutmuş olan adam ise tereddüt içindeydi.

- Bu aşağılık adam için miydi bütün o hırsın, kavgan? Her şeyimizi bitirdin, hayatımızı cehenneme çevirdin bu alçak adam için miydi her şey?
- …..
- Değer miydi? Bu saatte evli bir kadının yeri evi değil midir?
- Sus lütfen sus!
- Peşinizden geldim. Eğer her şey senin düşündüğün gibi gitse idi

Hiçbir şey yapmadan geri dönecek senin mutlu olman için dua edecektim. Ama o aşağılık insan azmanlarının benim sevmeye kıyamadığım çiçeğime neler yapmak istediklerini gördüm. Bu anı yaşarken öldüm öldüm dirildim. Artık yaşayamam. Al ve öldür beni.

Adam karısının dizleri dibine oturarak bir vakitler aşkla okşadığı ellerini kavrayıp tabancayı kadının ellerine sıkıştırdı. Kadın hıçkırarak ağlıyor, kocasından kurtarabildiği elleriyle yüzünü kapatıyordu.
Adam;
- O ipek saçlarını ne hale getirmişler böyle? diye saçlarını okşadı karısının.

Kocasının ellerinden kurtulan kadın hıçkırıklarla kendini açık kapıdan dışarı attı. Karanlığın içinde kayboluncaya kadar hıçkırık sesleri duyuluyordu. Gönlüne hazan düşmüş adam ise yıkılmış, vaziyette oracıkta kalakalmıştı.

Ertesi sabah Haydarpaşa istikametine gitmek üzere Doğu ekspresi tren garından hareket etti. Aradan birkaç dakika geçmemişti ki genç bir kadının trenin önüne atladığı haberi yankılandı peronlarda. Tren acı acı rayları döverek uzaklaşırken kadının ölmüş olduğunu gördüler… Cesedini almaya kimsesi gelmeyince kadın belediye işçileri tarafından kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Aradan yıllar geçti. Sahipsiz mezarın ürerinde sahipsiz beyaz zambaklar yeşerdi. Herkes feci şekilde can veren bu kadını unuttu. Yalnız biri vardı ki o hep onunla yaşadı…

Mezarlık bekçisinin anlattığına göre; her ay bu sahipsiz mezar başına yaşlı bir adam gelir, beyaz bir gül bırakarak gözyaşları içinde saatlerce dua ederdi.

Mustafa Tilci 12/10/02
Karpuz kaldıran- Antalya

Bu İçerik 63 Kez Görüntülendi

Kültür Öyküler Üye Listesi