Şavşat ve Kültür-Sanat Öyküler

Okumak İsteyen Çocuk

Hüseyin Gezer

Kiradalar...Merya"da kirada oturuyorlar,Aksakallar"ın Mahallede.Çok zorlu kışların egemen olduğu yıllar! ..Üç yaşında mı-dört yaşında mı bir çocuk? Yoksulluk çocuğun gerçek yaşını gizliyor! ..

Kendisinden iki yaş küçük kardeşi Hasan, hasta...Ateşler içinde! ..İnim inim inliyor! ..Komada! ..Zor alıp veriyor soluğunu...Ölüm her an yakın! ..

Kapının önüne çıkıp okula giden öğrencileri seyrediyor.Öğrenciler ona takılıyorlar:

-Haydi türkünü söylesene!

Diyorlar.Elini kulağına yapıştırıyor ve türküsünü söylemeğe başlıyor:

-Karaduta yaslandım,
Yağmur yağdı ıslandım.

Gençler gülüşüyorlar! .. Çocuk:

-Gülmek her halde iyi bir şey!

Diye geçiriyor içinden.Yine aynı dizeleri tekrarlıyor,cırtlak sesiyle:

-Karaduta yaslandım
Yağmur yağdı ıslandım.

Gülmek kadar güzeldir, neye güldüğünü biliyorsan! ..

Kar çok. Kar yağmasına devam ediyor. Çocuk türkü söylemesine devam ediyor...Onlar gülmelerine devam ediyorlar...

Çocuk her gün evin kapısının önüne çıkıyor. Cevizlerin dibine gidiyor...İyi güzel günlerde oynuyor,oturuyor,buzun üzerinde kayıyor...

Ve her gün durmadan mırıldanıyor:

-Karadut...

Çocuğun anası bir şeyler satmak için köye gidiyor.

Evin az ötesinde bir tarla var. Kar her şeyi örttüğü gibi tarlayıda örtmüş...Tarlada köpekler...Bir kancık kızana gelmiş.Kancık için erkek köpekler birbirleriyle boğuşuyorlar! ..Güçlü olan köpek,kazanan köpek kancıkla çiftleşiyor...Kavgayı yitiren köpekler kan içinde,uzanmışlar karların üzerine...Uzaktan izliyorlar,kazanan güçlü köpekle kancığın çiftleşmesini...

Çocuk hayretler içinde ilgiyle köpekleri ve hareketlerini izliyor...

Kazanmak en güzel şey! ..Kaybetmekse en kötü şey olsa gerek! ...

Yenilen köpekler,kaybeden köpekler yeniden saldırıyorlar hep birlikte güçlü olan köpeğe! ..Bu kez güçlü köpek kaybediyor,hepsine birden karşı koyamıyor! ..

Kancığın tercih hakkı yoktur.Her gelene teslim olmak zorundadır. Kancık kazananın yanında yer almak zorundadır. Kaybedene bir dişte kancık atıyor! ..

Kar durmadan yağıyor! ..Çocuk köpekleri izlerken anası köyden geliyor.Köpekleri kovalayan kadın:

-Hoşt! Defolun buradan!

Diye bağırarak,bir kaç odun parçası fırlatıyor köpeklere taraf.Köpekler uzaklaşıyorlar.

Çocuğun kulağına yapışıp içeriye götürüyor ve olabildiğince sertçe bağırıyor:

-Utanmaz! Terbiyesiz! Ne bakıyosun itlere?

Raftan kaptığı gibi oklavayı indiriyor çocuğun kafasına,gözüne! ..Çocuk ağlıyor! ..

Terbiye etmek dayakla olmaz! ..Ahlak aşılamak bir şeyleri gizlemekle olmaz! ..Ama çocuğun anası bunların bilincinde değil,kendi yaşadıklarını çocuklarına da yaşatıyor...Dayak yerine uygun bir öğüt daha iyi olmaz mıydı?

....

Çocuğun babası okkalı küfürler savurarak girdi içeri. Çocuk korktu. Babası her zaman annesini döverdi.Devamlı kumar oynardı babası...Anasının hak araması, dayak yemesine dönüşürdü.Dayak yetmezmiş gibi her türlü küfürü yapardı karısına... Kabakuvvet(!) ,karşıdakine hak tanımamaktır.Çocuğun babası kabakuvvete en güzel örnektir.

.....

Çocuk, Taco"nun patates tarlasından topladığı patatesleri,sıcak külde pişirerek yedi.

Şimdi bacası ayakta olan bir evde doğmuştu,bir kış günü Merya"da! Suloban"a giden yolun altında...açlığa! Sefalete! Yoksulluğa! Çaresizliğe! Umutsuzluğa! Hep yokluklara doğmuştu! ..

...

Bir kışıda Demirkapı"da kirada geçirmişlerdi.Köyün çok uzağında, ahır gibi bir yerde! Yalnız,yapa yalnız! ..Baba evde pek bulunmazdı,kumara giderdi. Çocuk,kardeşleri,anası yapayalnız...Yapayalnız kışla boğuşuyorlar! ..Gece ile boğuşuyorlar! ..Kurt ulumalarına karşı direniyorlar. Geceği çıra ile aydınlatıyorlar! ..Soğuğa karşı çürük kütükleri ocakta yakarak direniyorlar! ..Ayaklarında çorap yok! Ayaklarında lastikleri yok! Giyecek giysileri yok!

Çooooook, çooooook yalnızlık çekiyorlar! ...Kerbela"daki Hüseyin"in çektiği acıdan daha da beter! ..Daha da acı! ...Akkor demirin üzerinde pişercesine yürekleri! ...

....

Çocuğun kulağı ağırıyor, çok ağırıyor! ..Ağlıyor! ..Sızlıyor! ..Ağrıyan kulağına anası memesinden süt sağıyor,ağrıyı dindirsin diye! ..Ne çare? Neren ağırıyorsa canın oradadır,derler.Gerçekten öyle! Çocuğun canı kulağında şu anda! ..

...

Kadınlar topladıkları çalı çırpıları düz taşların üzerinde yakıyorlar. Bazı taşlar kızınca patlıyorlar.Çok tehlikeli! .. Patlamayan taşları tanımak ve seçmek lazım. Taşlar kızınca,üzerindeki külleri ve közleri bir yana alıyorlar.Mayasız, çok sert yoğrulmuş hamurları taşların üzerlerine yayıyorlar...Hamurların üzerlerini ceviz yapraklarıyla örtüyorlar! ..Yaprakların üzerlerini kızgın kül ve közlerle kapatıyorlar.Orda pişiyor ekmekleri.Bu ekmeklere, anek puğaça diyorlar.Piştikten sonra silkeliyorlar,bir odun parçasıyla üzerlerini...Kadınlar parça parça kırıp dağıtıyorlar ekmekleri:Eşlerinin ellerine,çocuklarının ellerine sıcak sıcak! ..

Amcasıyla suya gidiyorlar.Amcası epey ileride gidiyor,çocuksa epeyce geride gidiyor.Güğümlere köyün çeşmesinden su doldurup getirecekler.Siyah bir enik çıkıyor önüne ve çocuğa saldırıyor! ..Korkudan yere düşüyor çocuk! ..Dizi yarılıyor,sağ dizi...Bu yara izini yaşamı süresince dizinde taşıyacaktır...Kanı durdurmak için natosul bastırıyorlar yarasına.Bir bezle bağlıyorlar natosulu(natosul:bir bezi ateşte yakıyorlar,bezden geriye kalan külleri) yaranın üzerine! ...
Bir eşekleri vardı.Bir yerden bir yere taşınırken,bütün mal varlıklarını onun sırtında taşırlardı.Ailenin büyük çocuğu olduğu için, eşeği meralarda otlatmak onun göreviydi.Eşeğin boğazına bir yular takarlardı,çocuk eşeği peşine çekerdi. Meralarda karnını doyururdu.

Birgün ormanın içindeki merada eşeğini otlatırken,Müzellef adlı birisi geldi köyden.Elindeki fındık çubuğuyla,alabildiğince,acımasızca tek siyah gömlek altındaki vücuduna vurduda vurdu! .. Kaçsa kaçamıyor! ..Karşı koysa koyamıyor! ..Altı yaşlarında kuru-zayıf,parmak kadar bir çocuk! Müzellef ise dev gibi bir adam! ..Acımasız! Neron"dan da beter bir zalim bu Müzellef! Çocuk ağlıyor,ağlıyor! ..Köle mi bu çocuk? Kölelik devri mi? Adam çocuğa okkalı küfürler savuruyor! ..Vuruyor! .. Vuruyor! ..

-Yürü! Diye bağırıyor çocuğa öfkeyle.Çocuk eşeği peşine çekiyor. Hem ağlıyor,hem yürüyor! ..

Tanrı herkesi insan yaratmıştı, bu adamda insan mıydı? Bu zulüm bu çocuğa yapılır mıydı? Dedesinin söylediği bir sözü anımsadı:

-Zalimin zulmü varsa,mazlumun Allah"ı vardır!

...........

Göçetmişler gidiyoorlar: Şavşat,Şavşat"ın köyleri,Ardanuç"un köyleri,Ardanuç..Bir orman içinde mola verdiler... Adamlardan bir kaçı bir araya geldiler,kumar oynamak için.Parası olan parasıyla oynuyor,parası olmayan neyi varsa onu kumara koyuyor.Çocuğun babasıda yarım çuval buğdayı kumar oyununa koyuyor. Çocuk:

-Babam buğdayı kumarda kaybederse biz ne yiyeceğiz?

Dedi, kendi kendine.Çocuğun babası buğdayı kumar oyununda kaybetti. Çocuğun anası:

-Biz ne yiyeceğiz?

Dedi.

Adam, kaybetmenin hıncıyla yapıştı karısının saçlarına...Kadın kanter içinde! Başkaları araya girip kavgayı durduruyorlar! Çocuk ağlıyor! Kadının konuşma hakkı yoktu! Her kumara karşı çıkmak,dayakla sonuçlanırdı! Kadın külekleri satarak o buğdayları almıştı.

Yaşamları hep yolda geçiyor. Rize"nin Pazar ilçesine kamyonla gittiler.Çocuk denizi ilk kez görüyor,çay bitkisiyle-hamsiyle ilk kez tanıştı. Bahçelerde,inşaatlarda babasının tuttuğu işlerde ailece çalışıyorlar.. Kiraladıkları derme-çatma bir odada oturuyorlar.Aynı durumda olan bir sürü aile var! ..Komşu oldukları bir aile iki oğlunu ilkokula gönderiyor. Çocuk onlara imreniyor.Siyah önlükleri-beyaz yakalıkları var. Çocuk okumaya karşı çok büyük bir ilgi duyuyor! ..Ailesinin içinde okumak nedir(?) bilen yok! Okul sözü hiç edilmiyor!

Babası her gün bir iş buluyor,ailece o işte çalışıyorlar.Bazı insanlar çocukların bu şekilde ağır işlerde çalışmasına acıyorlar! Üzülüyorlar! Yaşamları süresince kullara kulluk ediyorlar! ..Çalıştıkları bazı işverenlerde paralarını vermiyor! Kimi işverenler küfrediyorlar,bunlarda işverene içlerinden küfrediyorlar!

Bir akşam işten eve dönüyorlar. Çocuğun dişi ağırmaya başlıyor! Diş ağrısı çok kötü! Ağrıya karşı sabrı yok çocuğun! Üstelik Eyup"ta değil sabırlı ola,dayana! Sabırsız olsa ne olacak? Hiç bir olanakları yok! Eyup kim ki! Eyup"tanda daha sabırlı olmak zorunda! Doktor bilmiyorlar! İlaç nedir? Haberleri yok! ...Canı sanki dişine toplanmış,dişinden can verecekmiş gibi...İnsanın canı boğazından çıkar diyorlar,çocuğun canı dişinden çıkacak her halde! Kahroluyor çocuk! Tütün bastırıyorlar dişine,neye yarar?

-Dişini çekelim. Diyorlar. Bir iple bağlıyorlar dişini,asıl ha asıl! Acı binken binler oluyor,bu acıya can dayanmaz! Sonunda çekip alıyorlar dişini.

-Allah kimseye diş ağrısı çektirmesin! Diye dua ediyorlar.

Çoğu kez zenginlerin ve zengin çocuklarının alay etmelerine maruz kalırlar bu yoksullar ve yoksul çocukları: Küfürlere,dayaklara, alaya alınmalara,hakaretlere! ..Bazen yoksulların üzerine delileri salarlar,gülerler kasıla kasıla, yırtıla yırtıla! ..Yoksullar ve çocukları boğuşturulur köpek gibi delilerle..

Çocuk,annesi ve kardeşleri akşam işten dönüyorlardı,Bodoçayır"a.Çevredekiler saldılar Deli Hakkı"yı bunların üzerine! Deli Hakkı, kimi dileniyor, kimi öperek, kimide zorla para alıyor...Aldığı eşyaları koynuna gömleğinin içine, çuvalına dolduruyor.

Deli Hakkı, sopasıyla,taş atarak saldırıyor üzerlerine! .. Canavarca, vahşice sesler çıkararak! ..

Çocuğun anasının elinde, o gün aldığı oklava var. Kadın var gücüyle bağırıyor:

-Çocuklarımı öldürecek bu deli!

Çevredekiler bütün vahşilikleriyle katıla katıla, kasıla kasıla gülüyorlar! .. Üç parmak kadar çocuklarını deliye karşı savunma durumunda anne! ..Elindeki oklavayı var gücüyle indiriyor kafasına,Deli Hakkı"nın! .. Deli Hakkı, kendi haliyle başbaşa kalırken, ane ve çocukları oradan hızla kaçarak uzaklaşıyorlar! ..

Arabada yoksul işçilerin yanına zenginler oturmazlar,işçiler pis kokuyormuş! Bazı arabacılarda bu işçileri arabalarına almıyorlar,ter kokuyorlarmış! Alınteri akıtmadan yaşayanların ortaya koyduğu ayrım bu,ötekileştirme kriteri bu! ..

-
-

Çok yağmur yağıyor... Güneşli gün yok hemen hemen! Çocuk sürekli deniz kıyısına gidiyor. Deniz kıyısında odun parçaları,naylonları topluyor, evinin yakacak ihtiyacını karşılamak için. Karınca kaderince taşıyor evine! ..

-
-

Babasıyla uzak bir köye iş aramaya gidiyorlar. Çocuğun babası kumar oynardı ama bir o kadarda çalışkandı. Hiç bir işten kaçmazdı, her türlü işte çalışırdı.

Çocuk babasının kumarından nefret ettiği kadar, çalışkanlığınıda kendisine örnek almıştı. Babasının çalışkanlık yönünü çok seviyordu. Birde babasının dürüstlüğünü çok severdi. Hala borçlarını ödemesi, borcuna sadık olması dahada sevimli kılıyordu babasını. Eli açık bir adamdı, cömertti, bir lokma ekmeği herkesle paylaşırdı.

Köye vardılar. Hava güneşli! Yemyeşil doğa! Küçükkasaba gibi bir köy. Kahvenin önünde beş altı kişi oturuyorlar. Adam selam veriyor oturanlara:

-Selamun Aleyküm!

-Aleyküm selam! Diyorlar, kahvenin önünde oturanlar.

-Otur! Diyorlar. Adam bir hasır iskemlenin üzerine oturuyor. Çocuğada oturmasını söylüyorlar, çocukta oturuyor.

-Sizin oralarda iş yok mu ki buralara geldiniz? Diye adama soruyorlar.

-Yok begim,iş yok! Fakir memleket bizim oralar! ..Kervan geçmez kuş uçmaz! Sahipsiz bizim oralar! Diye yanıt veriyor adam.

-Sen hangi partidensin? Diyorlar adama.

Adam yanıt veriyor:

-Demirkıatım! Menderes"i severiz biz! Diyor.

-Neden? Diye soruyor kır saçlı bir adam.

-İsmet Paşa"nın zamanında çok zorluk çektik begim! .. Bir eşekten bile vergi alıyorlardı, ne verdilerde, hangi vergiyi istiyordı bizden! ? Diye yanıt veriyor adam.

-Menderes"in ne iyiliğini gördün? Diye soruyorlar.

-Ormanı serbes etti bize. Ben külek ustasıydım, ou yapıp satar geçimimizi sağlardık! Ormandan serbestçe bedevra açtık. Külek yaptık. Damgalattı, serbestçe sattık! Ama, onunda bir huyu vardı, küleklerimize damga vurduruyordu. Sertçe damga vuranlar bazen küleklerimizi kırarlardı. Damgayı hafifçe vursaydılar zararlı mı çıkardılar?

Sarı bıyıklarını sıvazladı, konuşmasını sürdürdü adam:

-Ama! ..Yinede Menderes"in adamıyım. Demirkıratım!

Oturanların bir bölümü kalktı, adamı kucaklayıp,öptüler. Çay ısmarladılar. Adama dedilerki:

-Bu gün biz sana yardım vereceğiz. Yarın işe gel.

Adamlar köye dağıldılar. Kimi mısır,kimi un, kimi yağ getirdiler...

-
-

Çayeli"ne göçettiler. Bir evin bodrumkatını kiraladılar. Bir çok oda var bu bodrumkatında. Her bir odada yedi-sekiz nüfuslu aileler barınıyor.

Çocuk işçiliğe iyicene alıştı. Yalnızda iş bulmaya gidiyor. Babası, Yaka Çay Fabrikası"na mevsimlik işçi olarak girdi. Annesi çay toplama işçiliği yapıyor; sabah namazından akşam ezanına kadar.

Evin en büyük çocuğu olduğu için diğer kardeşlerine o bakıyordu. Onları denizin kenarına götürüyordu. Bir gün Şairler Deresi"nin kenarında kardeşleriyle oynarken, küçükkız kardeşlerinden Şahsenem suya düştü, gömüldü, boğuluyordu. Suya atladı, kardeşini kurtardı.

-
-

Devrin birinde bülbülü
Koymuşlar altın kafese
Ne mümkün yüzü gülsün
Ah demiş vatan
Vah demiş vatan
Salıvermişler bülbülü
Birde ne görsünler
Bülbülün vatan dediği
Dikenli çalılık
Oynuyor bülbül
Gülüyor bülbül(!) ...

-Bu güz memlekete gideceğiz. Diyor adam. Faltaşı gibi açılıyor gözleri ananın,çocuklarının...sevinçten. Hepsi birlikte tekrarlıyorlar adamın sözlerini:

-Bu güz memlekete gideceğiz! ..

-Bu güz memlekete gideceğiz! ..

-
-

Çocuk köprünün yanındaki hızar atölyesie gidiyor. İnce,zayıf, gözlüklü bir adam oranın sahibi. Çocuk adama:

-İş istiyorum! Diyor.

-İş istemenin ayıbı yoktur. Derdi babası her zaman.Anımsadı, atölyeciden tekrar iş istedi:

-İş istiyorum!

-Baban yok mu yavrum? Dedi, atölyeci.

-Var.

-Annen yok mu?

-Var.

-Kardeşlerin var mı?

-Var! ..
-Okula gidiyor musun? Gel benim yanımda çalış! Seni okutayım. Okul çağın bile geçiyor! Yazık!

Çocuk korkmuştu. Ne diyordu bu adam? Okul ne demekti? Okumak ne demekti? Soramadı bu içinden geçirdiği soruları(!) .

-Atölyenin önündeki çöpleri topla, al bu yetmişbeş kuruşu!

Çocuk parayı aldı. Çöpleri topladı. Oradan sessizce uzaklaştı. Arkasından atölyeci bağırıyordu:

-Gel seni okula göndereğim! ..

-Gel seni okula göndereceğim! ..

-
-

Çocuk, en çok okul öğrencilerine imreniyordu. Ama, okul neydi? Okumak neyidi? Bilemiyordu! Bilemiyordu bir türlü!

Beş-altı aile birleştiler,bir kamyon tuttular.Eşyalarını, köpeklerini, tavuklarını, horozlarını...yüklediler arabaya. Kendileride doluştular arbaya; kadınlar,çocuklar,adamlar...

Ulu,yalçın dağlara tırmanan bir dağcı gibi tırmanıyor kamyon yokuş yukarı yollara...

Cankurtaran yolları...Harhantepe yolları...Git babam git, git babam git...Bitmez tükenmez yollar...

Sürekli ölüm korkusuyla sürüyor yolculukları! Canlarından başka mal varlıkları yok, öyle ahım şahım! Köpeklerle,tavuklarla,eşyalarla...bütünleşmişler,tek vücut olmuşlar.

Kamyonun tekerleklerinin yarısı daracık yolların dışından gidiyor! Büyükler hep bir ağızdan:

-Allah! Diyorlar.

-Allah! Diye tekrarlıyorlar büyüklerin sözlerini,çocuklar.

-Allah"ım bizi koru! Diye bağrışarak yakarıyorlar büyükler.

-Allah"ım bizi koru! Diye tekrarlyorlar bağrışarak yakarışları, çocuklar.

Kusanlar çok...Mideleri boşalıyor...Yakarışlar sürüp gidiyor! ..

Bütün buralar, bu yollar; cehennem deresi,azap deresi...Bu yol cehenneme,azaba götürüyor bu insanları! ..Neden seviniyorlar? Neye sevindiklerinide bilmiyorlar! Memleket dedikleri yerde sadece doğmuşlar.Bir el kadar toprakları olsa ne olur, olmasa ne olur? Derme çatma kümes gibi evler olsa ne olur, olmasa ne olur? Kimi kirada oturuyor! ..

Kamyondan bir delidüze inecekler, Aherşen"in delidüzüne! Doğdukları memleket burası.

-Çıdıl"ın köprüsü, bura.

-Çiftehanlar"a geldik!

-Şertul!

-Carat"a geldik..

-Satlel burası!

-Vel..

-Aherşen!

-Ve merhaba Aherşen"in delidüzü!

Hep bir ağızdan bağırdılar:

-Hooop! Hooop, şoför efendi!

-İşte burası, burada ineceğiz!

İdamla yargılanan mahküm, beklenmedik bir anda,beraat ederde nasıl sevinirse, onlarda öyle sevindiler! .. Aherşen"in delidüzüne kavuşmuşlardı.

Özgür yaşamak değildir, yoksul yaşamı; tasmasız yaşamak değildir.

Herkes eşyasını boşalttığı yerde uyuyacak bu gece. Eşyaların yakınlarındaki dikenli otlar temizlendi. Taşlar daha uzağa atıldı. Bir gün önce pişirilen ekmekler, Anadolu usulü parçalandı; çocukların ve büyüklerin ellerine dağıtıldı.

Köçlere haber salındı:

-Bu gece kimse ateş yakmasın! Kor gelir! Akrep gelir!

Herkes çuvallarının, hurçlarının yanına serdi yataklarını... Çocukta kardeşleriyle dörderli doluştular yataklara. Çocuğun babası:

-Allah"a şükür! Yıldız var,ay var! Bu gece güzel bir gece! Dedi.

Aharşen"in içindeki evlerden köpek sesleri geliyordu. Üzerlerinden gece kuşları geçti: Yarasalar, baykuşlar... Hemen yakınlarında bir baykuş sesi işittiler. Çocuğun anası:

-Baykuşun ötmesi kötülüğe alamettir! Dedi.

Derenin karşısındaki ormandan gece horozu dedikleri yaban horozunun sesi geliyordu. Haydar bağırdı:

-Nede güzel ötüyor,mübarek hayvan!

Haydar"ın oğlu Tibiş"in güzel sesi vardı. Yatağında hem ağzıyla saz gibi mırıldanıyor, hemde türkü söylüyordu:

-""Şu yüce dağları duman kaplamış! ""
""Yinemi gurbetten kara haber var! ""

Köçlerden birkaçı:

-Allah nazarından saklasın! Diyorlar, Tibiş"in sesi için.

Herkes yorgun olduğu için,yol yorgunu olduğu için uyuyor... Şu anda tüm köçler toprakla bütünleşmiş! Tanrı insanı topraktan yarattı. Toprakla dost kıldı!

Çocuğun anasının babası, Bayramali Dedesi her zaman şöyle derdi:

-Toprağa döneceğiz oğul! Toprak bizi Allah"a götürecek! ..

Çok serin bir rüzgar esiyor. Rüzgar topraktakilerle, ağaçlarla kucaklaşıp kucaklaşıp yoluna devam ediyor... Köçteki köpekler uyuşukluklarını attılar üzerlerinden. Havlamaya başladılar!

Köpeklerle, horozlar sanki bu insanların ayrılmaz bir parçaları olmuştu!

-
-

Köpeklerin birbirine girmesi bütün köçleri ayağa kaldırdı! .. Foter"in Zorosu"yla, Kara"nın Zalim"i başlarını çözmüş birbirlerine girmişlerdi.Foter, bağırdı:

-Kimse itlere yaklaşmasın!

Kara, atıldı öteden:

-Yaklaşmasın! Hangisi kaybederse o zaman ayırırız!

Mehmet"le İzani iddialaştılar. Mehmet:

-Kara"nın iti Foter"in itini boğar! Boğamazsa aha ben abu bıyıklarımı keseceğim!

İzani:

-Bende bıyıklarımı keseceğim. Adam demeyin bana, eğer Foter"in Zorosu yenilirse!

Vezir atıldı öteden:

-Ulan deyyuslar! İt bunlar, hangisi boğarsa boğsun! Bu işin sonunda kavga çıkar! Ne demişler""kavga itten,horozdan birde çocuktan çıkar""...

Köpekler boğuşuyor...Herkesin gözü orda...kadınlar,çocuklar! Diğer köpekler nerdeyse zincirlerini parçalayacaklar! Nerdeyse göğüslerini zincirler parçalayacak! ..

Söze Raife Nine karıştı:

-Garip itin kuyruğu döşünde gerek! İşte meydan, işte kör şeytan! Hangisi garip, hangisi garip değil, herkes görecek!

Köpekler kan içinde! Yorgun yorgun sallıyorlar birbirlerini! .. İkiside güçlü, ikiside pes edecek gibi değil! ..

-Günahtır, ayırdedin hayvanları! Dedi, Bayramali.

Bu insanlar köpeğin en iyisini saklarlar: İyi boğuşanlar, iyi avlananlar, iyi havlayanlar,iyi kuyruk sallayanlar, iyi çobanlık yapanlar! ..

Geçim zorluğundan dolayı yarı konargöçer yaşam sürdüren bu insanlar beruyabanlarda kalıyorlar.Eşkiyaya, budumluya, ayıya, kurda, yılana kim koruyacak? Elbetteki köpekleri. Silah uyur, köpek uyumaz.

İki gügüm su ayarlamıştı kadınlar. Döktüler köpeklerin üzerlerine! Köpekleri ayırdılar, götürüp zincirlerine bağladılar. Herkes konuşa konuşa, köpekleri öve öve kendi köçlerine doğru yürüyüp gittiler.

Küçükçocuklar ekmek için ağlıyorlardı:

-Ana açım! ..

-Ekmek!

Kimi çocuklarda köçlerin hemen yakınında tuvaletlerini yapmışlardı.

Anası eline ekmek uzatırken, çocuk Aharşen"den Vel"e okula giden çocuklara bakıyordu. Gözlüklü atölyecinin arkasından bağırmalarını anımsadı:

-Gel seni okula göndereğim!

-Alsana ola! Nere bakıyorsun? Dedi anası.

-Bak çocuklar okula gidiyor! Ben ne zaman okula gideceğim? Dedi çoçuk.

Babası söze katıldı:

-Bu kış nerede kışlarsak, orada okula yollayacağım seni! ..

HÜSEYİN GEZER // KIBRIS SOKAK-ARHAVİ

Bu İçerik 65 Kez Görüntülendi

Kültür Öyküler Üye Listesi