Şavşat ve Kültür-Sanat Öyküler

Yaşanmış Bir Sevgi Hikâyesi

Ayhan Dede

Çok samimi bir arkadaşımın gönül hikâyesini özetleyerek buraya alacağım.İşte anlattıkları:
“Genç bir öğretmen olarak çalıştığım köyde birisiyle bir gönül maceram olmuştu.Bu çok samimi ve derin bir sevgiye dönüştü. Sevdim ve O’nun tarafından da sevildim.Yıllar bu sevgi ile süslendi,bezendi ve tatlılaştı.Her geçen gün daha çok seviyor ve sevdikçe de hayattan daha çok tat alıyordum.Her an O’nu düşünüyor,uzak kaldığım gün ve saatlerde O’nun tatlı hayal ve hatıraları ile yaşıyordum.Çok uzun yıllar bu köyden değişmedim,değişemiyordum.Beni öylesine bağlamıştı ki ayrılmayı ve uzaklaşmayı bir türlü başaramıyordum.Ama şartlarım beni ayrılmaya ve başka yerlere gitmeye zorladıkça zorladı.Ve nihayet bağrıma taş basarak ayrılma kararı vermek zorunda kaldım.Bu ayrılık benim için bilmediğim,tanımadığım apayrı bir dünyada yapayalnız yaşamak demekti.Hatta bundan da zordu.Bir ölü gibi yaşamak olacaktı.İçim kan ağlayarak,sonsuz bir acı duyarak ayrıldım.Artık yaşamıyordum.Nefes alıyordum,yiyordum ,içiyordum.Görev yapıyordum.Her şey normal bir insanın yaşantısı gibiydi.Fakat “BEN,BEN” değildim.Ben ölmüştüm.Bu durumda yıllar yılı ondan uzak kalmanın sonsuz acısıyla kıvrandım.Zaman zaman O’nun hayatta ve sağlıklı olduğu haberini alıyordum.İşte bu beni sevindiriyordu.Yıllar bu acı yükle akıp gitti.Hep acı çektim.Hasretlik bir hicran yarası açmıştı bağrımda.O’nu hiçbir gün unutmadım.Belki unuturum diye boşuna ümit ettim.Eğlence yerlerine gittim.İçki sofralarına iştirak ettim.Daha neler,neler…Fakat hiçbir şey O’nu unutturamadı.Hiç bir zaman unutamayacağımı da anlamıştım.Çok uzun hasretlik yıllarından sonra bir gün,bir fırsat çıktı.O köye gidiyordum.Sevincimi belli etmemek için kendimi zor tutuyordum.Artık çocuklar gibi şendim.Her köşesinde günümü onunla geçirdiğim köye gidiyordum.Ama,evet ama O’nu görebilecek miydim?Elbetteki arzuladığımız şekilde buluşamayacaktık.Fakat bir anlık olsun görmeye,göz göze gelmeye bile razıydım.Acaba mümkün olamaz mıydı.Bunun olabilmesi için içimden dua ediyordum.Araba köye yaklaştığında aniden vücudumda müthiş acılar hissettim.Mideme kramp girdi.Sancıdan kıvranıyorum.Bir üşüme geldi,titriyorum.Yanımdakilere belli etmemeye çalışıyorum.Doktora götürmek için geri çevirirler ve bir daha bu köye gelme imkânım olmaz diye ödüm kopuyordu.Araba son durakta durdu.Artık köydeydim.Uzun yıllar çalıştığım bu köyün halkı büyük bir yakınlık gösterdiler.Bu candan ilgi duygulandırdı.Ama benim asıl aradığım O’ydu.Etrafım samimi insanlar çemberi ile sarılmıştı.Herkes misafir etmek istiyordu.İyi,hoş ama O’nu göremeyecek miyim acaba?Ben bu samimi çemberi nasıl kırıp da gidip oralarda dolaşıp görebilecektim.Akşam yaklaşıyordu.O’nun evine misafir olmayı ne kadar isterdim.Ama onlardan kimse yoktu.Ve ben bu isteğimi hiç kimseye söyleyemezdim.Çaresizdim.Çaresiz bir arkadaşın davetini kabullenerek misafir oldum.Sohbetler gecenin geç vakitlerine kadar devam etti.Ertesi gün erkenden uyandım.Görebilmem için çeşitli çareler düşündüm.Onlardan birinin teklifi olmadan gidemezdim.Kahvaltı sonrası evden çıkıp kahveye indik.Bir yağmur başladı,çisim,çisim.Tam zamanıydı sanki.Halbuki ben yağmuru severim.Ama bugünkü yağmur sevdiğimle buluşmayı iyice engeller diye kahrettim.Sonra yağmur dindi.Hatta bir ara güneş gözüktü.Bu bahar güneşi,oluşan çamuru hemen kurutamaz.Beynimde hep O’na gidiş planları var.Zaman ilerliyor,herhangi bir fırsat doğmuyor.İyice bedbinleşiyorum.Artık bu köy halkının gösterdiği samimiyetin tutsağı olduğumu düşünmeye başladım. Bu tutsaklık zincirini nasıl kırabileceğimi düşünüyordum.Gün eriyip gidiyordu.İşte ikindi oldu.Bir ara dışarıya çıktım.Herkes oyunuyla, eğlencesiyle meşguldü.Kararsız adımlarla yürümeye başladım.Nereye gittiğimi bilmiyorum.O’nu uzaktan da olsa görebileceğim bir yere gidiyorum galiba.Baharın henüz geldiği çayırda çocuklar,koyun-kuzu otlatıyorlardı.Bu çayırda ve dere kenarında dolaşıyor,zaman zaman çocuklarla konuşuyordum.Aslında gözlerim O’nun evinin balkonunda asılı kalmıştı.Ve işte beklediğim an gelmişti.Birden balkonda O’nu gördüm.Bir ara dönüp bize taraf baktı.Acaba tanımış mıydı? Balkonun başına kadar gidip döndü ve içeri girdi.O’nun girişiyle sanki dünya başıma yığıldı.Bir anlık sonsuz sevincim ,derin bir hüzünle boğuldu.Gözlerime yaşlar hücum etti.Çocuklardan saklamak için oradan uzaklaştım.Artık iradem yoktu.Ne yaptığımı bilmeyerek yürüyüp gittim.Kendime gelmeye başladığım an kendimi O’nun evinin önünde buldum.Tam evin karşısına vardığımda O’nu camdan bakarken görmeyeyim mi.Göründü,gördü ve içeriye çekildi.Artık duramazdım.Hiçbir şey düşünmeden,hiçbir şeyden çekinmeden eve doğru yürüdüm.Giriş kapısından girerken sanki cennete kavuşuyorum.İkinci kapının önünde beni karşıladı.Bu anda duyduğum hazzı tarif edemem.Nasılda düşüp bayılmadım.O ela gözler ne kadar da canlı kalmışlardı.O’nun sevinci de çok açık şekilde belliydi. “Hoş geldin sevgilim” dedi.Elini,o pamuk elini tuttuğumda titrediğini fark ettim.İçeri buyur etti.Girdim.Yazık ki yalnız değildi.Bir çocuk vardı.Çocuğun yanında cinsel ve fiziksel hiçbir yaklaşımda bulunamazdık.Ama duygularımızı ifade edecek kapalı cümlelerle konuşabilirdik.Çocuk bu yaştaydı.Kısa hal-hatır soruşturmadan sonra konuyu sevgimize o çevirdi.Ben çocuktan çekindiğim için konuşma cesaretini gösteremiyordum.Ayrıldığımızdan sonra duyduğu acı ve hasretliği çok özlü cümlelerle anlatmaya başladı.Konuşmaları o kadar hoşlandırıyordu ki kendimi zor tutuyordum.Bu tatlı sözlerin döküldüğü o sıcak dudakları öpmemenin verdiği ıstırap benliğimi yakıp kavuruyordu.Durmadan konuşuyor gözlerini, evet dünyaya bedel o güzel gözlerini, gözlerimden ayırmadan konuşuyordu.Bana konuşma fırsatı vermiyor,soruyor ve yine kendisi cevaplandırıyordu. “Önce benimdin,şimdi kiminsin?Elbette başkalarınınsın.Ama söyleme.Söylesen,ismini versen bile tanımam ki…” Ben,hayır seninim demeye kalkışıyorum,ama o duymuyor ve hep konuşuyor.Belli ki içini dökmeye çalışıyordu.Ya benim içimdekiler…Onlar da boşanmak istiyor.Bir ara sözünü kesip sevgisini her an kalbimde taşıdığımı,unutmadığımı ifade etmeye başlayınca birden sustu.Ben konuştukça o güzel gözlerdeki bakışlar sabitleşti.Gözleri buğulaşmaya başladı.Silmeden,saklamadan öylece ve sessizce ağladı.İnci gibi göz yaşları,o güzel yüzünde ne kadar tatlı,ne kadar anlamlıydı.Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.Bakışlarımız ve konuşmalarımızla öylesine mesut olmuştuk ki hiçbir şeyin farkında değildik.Bir ayak sesi duyduk ve birisi, bir çocuk O’nu dışarı balkondan seslendi.Gözlerini kurulayıp çıktı.Az sonra dönünce “Kusura bakma ikramda bulunamadım” dedi.Ah sevgilim bundan daha büyük ikram mı olur. Ocağa süt koydu.-Her şeyi bırak ,otur yanıma da yüzünü seyredeyim,başka bir şeyini istemem ,dedim.Oturdu.Elini uzatıp elimi tuttu.Bu yeter miydi ?Ama biz yetinmek zorundaydık.Bu bile yapılacak şey değildi.Yanımızda bir çocuk vardı.Aniden gelenler olabilirdi.Dertleştik.Eski günlerin tatlı anılarını anlattık.O yine ağlamaya başlamıştı ki sütün taşmasının farkına varabildik.Süt içerken gelenler oldu.Artık her şey bitmişti.Gözlerimizle konuşabilirdik ancak.Bakışlarıyla bana her şeyi anlatıyordu.Bir zaman da bu şekilde geçti.Artık kalkmam gerekiyordu.nasıl olsa gelenler gitmiyordu.Hem bu gelişim bile başkaları tarafından hoş karşılanmazdı da.Biliyordum ama elimde değildi.Müsaade isteyip kalktım.Oradaki herkesle vedalaşıp ayrıldım.O bahçe kapısına kadar geldi.Elimi uzatıp Allaha ısmarladık derken,elini bir kez daha ve uzun süre tuttum.Tek bir cümle ile konuşmamızı noktaladık. “ÖLÜNCEYE KADAR SEVDİĞİM” dedi… Ve ben bu cümleyi O’nun gibi aynen ve sessizce tekrarladım.Cennetten çıkarılmış gibi oldum.Orada kalmayı,orada ölmeyi,dışarının her türlü zevkinden üstün tutardım.Yürüdüm.Kahveye geldiğimde – Hocam nerelere kayboldun dediler.Dolaştığımı söyledim.Issız bir denizde gemisini ve her şeyini kaybetmiş bir kaptan gibiydim.Boş gözlerle insanları ve oyunlarını seyreder gibi yapıyordum.Göremiyordum,düşünemiyordum.Bu köyde son gecemdi,yarın ayrılıyorum ve her şey bitiyordu.Bu gece O’na yakın olacaktım.O’nun teneffüs ettiği havayı teneffüs edecektim.Uykusuz bir gece geçireceğime göre nerede, kimde kalacağım hiç önemli değildi.Öyle de oldu.Misafir olarak gittiğim evdeki bütün hizmetler,rağbetler,tatlı sözler,iltifatlar,hiç biri, içimdeki ıstırabımı önleyemiyordu.Yatağa yatıp da yalnız kalınca ıstıraplarım daha da arttı.Bir alev sarmıştı içimi…Yanıyordum.Doyumsuz ve “Son Ziyaret” beni oldukça etkilemişti.Sabaha kadar gözümü kırpmadan bu çaresiz aşkın verdiği acıyı çektim.Gün ışıması ile ev halkıyla birlikte ben de kalktım.Artık yolculuk telaşı başlamıştı.Ayrılık vardı.İki gecelik vuslat sona ermişti.Bu köydeki ikinci gecem de böyle bitmişti.Ayrılık herkese mutlaka acı gelir.Ama bu kez duyduğum ayrılık acısını hiçbir zaman duymamıştım.Misafir olduğum eve teşekkür ederek,Allahaısmarladık dedim.Arabanın yanına geldiğimde henüz araba hazır değildi.Bir süre ilkbaharın sabah güneşinde ısınmaya çalıştım.Dalgındım.köyün güzel manzaralarını seyretmeye başladım.Yine hatıralar canlandı.Yolcular birer ikişer gelmeye başladı.Artık gideceğiz.Ne o, bir hanım bize doğru geliyor.Evet,evet bu O’ydu.Bu ne ihtişam,bu ne güzel yürüyüş.Yaklaştıkça adımlarını vücudumda hissediyordum.Kalbimin atışı O’nun ayak temposundan çok hızlı ve sesliydi.Kendim duyuyordum.Düşüp bayılmamak için kendimi zorluyordum.Bir sigara yaktım.İyice yaklaştı.Her zamanki gibi temiz ve güzel giyinmişti.Zaten her giydiği giysiyi yakıştırırdı.Kararlı adımlarla yanıma kadar geldi. “Günaydın canım,nasılsın?”dedi.Teşekkür edebildim.Demek ki O benden güçlüydü. “Konuşsana,bak duyacak kimseler yok.Onlar,hayli uzakta,duyamazlar.İsterse herkes duysun.Lütfen bir şeyler söyle.Susma öyle” dedi.Ben O’nu süzüyor ve susuyordum.Bunca uzun yıllar O’ndan bir şeyler götürmemiş.O güzelliği hâla tazeliğini koruyordu.Biraz kilo almış,o narin vücut daha da güzelleşmiş.Ben bunları düşünürken; - Lütfen susma,konuş.Görenler şüphelenmesinler,dedi.
-Ne konuşayım sevdiğim,her şeyi hatta yaşayıp yaşamadığımı bile unuttum.İçime öyle acılar yerleşti ki nerdeyse lâl olacağım.Hoş gör.
-Uykusuz kaldığın gözlerinden belli.Yoksa seni uyutmayan birisi mi çıktı?
-Evet hiç uyumadım.Uyutmayan da sendin.Sabaha kadar seninleydim.
-Doğru mu,inanayım mı?
-Biliyorsun,bal gibi biliyorsun ama zalimlik yapıp beni üzmek istiyorsun.Hem sonra sen buraya ne diye geldin?Söz olmaz mı?Sonra seni azarlarlar.
-Boş ver canım.Kim ne derse desin.Yaşayacağım şurada birkaç dakika kadar.Ondan sonra yaşamayacağım.Ne derlerse desinler,ne yaparlarsa yapsınlar.Umurumda değil.Sen hareket edip gidinceye kadar,hiçbir kuvvet beni senden ayıramaz.Sonrası ise hiç de önemli değil,dedi.Bunları söylerken ela gözler bir kez daha buğulanmıştı.Bu ne cesaret diye düşündüm.Her nedense beni geçirmeye gelenler ve yolculardan hiçbir kimse yanımıza gelmediler.Kendi aralarında sohbet ettiler.Halen bu davranışlarına bir anlam vermiş değilim ve şaşkınım.Sanırım bizi yalnız bırakmaya çalışıyorlardı.Araba çalıştı.Herkes yerini alıyordu.Araba doldu.Son binecek yolcu bendim.Şoför seslendi.Artık ayrılıyoruz.Tekrar el sıkıştık.Sarılmamak için ikimizde kendimizi zorladık.O dünkü cümleyi tekrarladı. “ÖLÜNCEYE KADAR SEVDİĞİM”.Tabii aynı sözleri bir kez de ben tekrarladım. Diğerleriyle de vedalaşıp,helallaşıp arabaya bindim.Araba manevra yapıp döndü ve hareket etti.Camdan,kalanlara özellikle O’na el salladım.Herkes el sallayarak beni uğurlarken O,bir beyaz mendil sallayarak uğurluyordu.Araba virajı dönünceye kadar beyaz mendili sallanırken gördüm.Ve işte ne mendil,ne de mendili sallayan görünmüyordu. Ama o benim içimdeydi. Yine Hayalleriyle yaşayacaktım.Neden sonra arabadakilerin sorularına cevap vermek zorunda olduğumu anladım.Keşke hiç konuşmasalar,hiç soru sormasalar.Bıraksalar da doyasıya ağlayabilsem.Araba yazıhanenin önünde durdu.Gelenlerle vedalaşıp yeni yolculuğuma bilet almak için yazıhaneye girdim…
Kireçli Köyü: 31 Mayıs 1990

Bu İçerik 72 Kez Görüntülendi

Kültür Öyküler Üye Listesi