Şavşat Duvar Gazetesi Politika

22 Temmuz seçimleri CHP ve SOL

Fevzi Torun

22 TEMMUZ SEÇİMLERİNDE CHP VE SOL

Fevzi Torun
Araştırmacı - Yazar

(Bu yazımı 22 Temmuz seçimlerinden bir hafta önce hazırlayarak görüş ve düşüncelerini almak üzere birçok dostuma e-mail göndererek şu soruyu sordum; yazıyı çeşitli internet sitelerinde yayınlamayı düşünüyorum, acaba önümüzdeki seçimlerde CHP’ye çok zarar vermiş olurmuyum dedim. ”Kültiğin Osman Biber, Tüncer Kaya, Turgut ve Yalçın Aksakal, Güner Yalçın, Doç.Dr.Turan Karagöz v.s” Gelen cevapların evet çoğunluklu olduğundan o gün vazgeçerek şimdi yayınlama gereğini duydum.)

Ülkemizde siyaset yapma tarzında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bugün ideolojisi olmayan ilkesiz partiler ülkemizi yönetmeye talip olmuşlardır.

Halkı temsil ettiğini öne süren birçok parti, bugün yoksul insanların çektiği ızdırapları ve sefaleti ortadan kaldıracaklarını, birlikte üreten birlikte tüketen bir toplum yapısı oluşturacaklarını, kimsenin kimseyi ezmeyeceğini, sömürünün olmayacağını söylemekten çekingenlik duymaktadırlar.

Sol’un sağ politikalar karşısında başarılı olabilmesi için sağcıları, ılımlı İslamcıları partilerine transfer etmekle değil, küresel kapitalizmin yani uluslararası sermayenin gücü ile yenidünya düzeni karşısında bugünkü solun durumu ve geleceğin solunun nasıl olabileceğini kitlelere anlatan bir CHP olmasını arzu ediyorduk.

Kendini merkez sol parti diye ortaya çıkaranların programlarının büyük bir bölümü, sağ partilerin programlarına benzeyen, siyasal seçenek yaratmayan programlardır.

CHP neden dayanışmacı bir solu toparlama yerine sadece DSP ile seçim ittifakı yapıp, sağ partileri ilhak ediyor? Cami imamı, eski ülkücüleri ve sağ düşünceli medyatik kişileri saflarına katıyor da SHP, ÖDP, vs. gibi sol partileri göz ardı ediyor? Bunu da anlamak mümkün değil.

Uzun yıllardan beri ülkemizi yöneten sağcı radikal partilerin başarısızlıkları ortada iken sol partiler küreselleşme sürecinin tahribatına karşı ortaya ciddi bir politika üretmedi. Laiklikten başka da etkin bir muhalefet geliştiremedi. Politik mücadele alanlarını daraltması, kitlelerin günlük hayat içerisinde her gün yüz yüze bulunduğu sorunlar üzerinde, somut ve ısrarlı politikalar üretememesi, bütün toplumu kuşatan teslimiyetçiliğe ve umutsuzluğa karşı bir alternatif ve umut sunamamasından dolayı seçimlerde oyların büyük bir bölümü yine sağ partilere gitmektedir.

İdeolojik, politik ve örgütsel anlamda sürekli güç yitiren sol partiler, ne yazık ki, siyaset arenasını böylece ABD ve İMF güdümündeki dinci ve sağcı partilere bırakmışlardır.

Bu seçimlerde solun ve sosyal demokratların birçoğunun sol politikaların sunulduğu bir hareket merkezi yaratamadı. Gelecek için umut verici, inandırıcı sol alternatiflerin ortaya konulmaması nedeniyle halk çaresizlik içinde CHP’nin sunduğu sağ karışımlı çerçeveye sıkışmıştır.

Dünyanın hiçbir yerinde ülkemizdeki gibi, milletvekili aday listeleri hazırlanırken önseçim yapmayan, milliyetçileri, sağcıları listeye koyup, gençleri listeden çıkaran, çağdaş sosyal demokrat ilkelerini hiçe sayarak sağa göz kırpan bir sol parti yoktur.

Sola en büyük zararı 1989 Yerel Seçimlerinde SHP verdi. Bu dönemde seçimlerin çoğunu SHP aldı. Aradan 5 yıl geçti. Gözle görülür icraat ve yatırım olmamasının dışında bazı hırsızlık olayları ve skandallarda yaşandı.

Sağın sol, solun sağ söylemleri ve birbirine yaptıkları transferlerden dolayı, partilerin kendi ilkelerinden uzaklaşmalarına ve dolayısıyla da halkın kafasının iyice karışmasına neden oldu.

Bir sol parti öncelikli olarak egemen sınıfların sorunlarını değil, halkın sorunlarını çözmeyi temel alan, ordudan, bürokrasiden, uluslar arası sermaye ve uzantılarından tamamen bağımsız, halka dayanan bir yönetim biçimini benimsemesi gerekir. Bunun yanında halkın eğitim ve sağlık gereksiniminin bir bütün olarak kamu kaynakları ve gücüyle güvence altına alınmasını, herkes için eşit, ulaşabilir, kaliteli ve ücretsiz olmasını, barınma, ulaşım, haberleşme, temiz su ihtiyaçlarının karşılanmasını, herkese iş bulma olanaklarının sağlanmasını ancak ilkeli bir sol parti gerçekleştirebilir.

Kürt Milliyetçiliğinin Türk Milliyetçiliğini körüklediği bir dönemden geçiyoruz. Bunun da acil çözüm bekleyen Kürt sorununu çözümsüzlüğe doğru sürüklediğini görmekteyiz. Bunun için Kürtlerin politik sürece özgürce katılımını özendirecek ve bu yolda toplumumuzun tüm etnik bileşenleri arasında zayıflayan kardeşlik bağlarının yeniden yaratılması temelinde çalışma yapacak sol bir partinin parlamentoya girmesi gerekiyor. Fakat ne yazık ki 22 Temmuz da böyle bir olasılık gözükmüyor. Bundan dolayı, 23 Temmuz günü CHP’nin yeni bir siyasi krize girerek parçalanması kaçınılmaz olacaktır.

Kürt sorununun tartışıldığı yeni dönemde, silaha dayalı çözümün bir işe yaramadığı ve tıkandığı görüldü. Bunun için demokratik bir yaklaşımın çözüm yollarını açacağı görülmektedir.

Bugün seçime birkaç gün kala CHP dâhil bütün parti sözcüleri meydanlarda birbirine benzer içi boş vaatlerde bulunuyor. Oysa;

•Seçim barajının kaldırılması, herkesi temsil hakkının tanınması
•1982 Anayasasının yerine daha demokratik bir anayasa hazırlanması
•AB ile tam üyelik sürecinin daha onurlu bir duruşla yapılması
•Yurtta birikmiş sermayenin yine yurtiçinde yatırıma dönüştürülmesi
•Faizlerin düşürülerek iç yatırımların teşvik edilmesi
•Esaslı ve adil vergi reformu yapılması
•Tarımı ve hayvancılığı desteklenmesi
• İşsizlikle mücadele eden kamu mücadeleciliğine geçilmesi
•Kentlere yığılmış olan yoksul emekçi kitleleri ihtiyaçları doğrultusunda politikalar geliştirmesi
•İş kazalarının asgariye indirilmesi için İLO Sözleşmesine uyulması
•Trafik kazalarının azaltılması için ulaşım politikalarının gözden geçirilmesi
•Kürt sorununa barışçıl yoldan çözüm bulunması
•Tüm engelli vatandaşlarımızın sosyal güvenceye kavuşturulması gibi hayati önem taşıyan çığ gibi sorunları dile getiren parlamentoya girecek partiler arasında hiçbir siyasi partinin olmayışı, gelecek parlamentodaki durumun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir.

Yabancılara ve yerli işbirlikçilerine stratejik önemi olan ya da olmayan toprak, mülk ve banka satışlarının durdurulması gibi önemli konularda mesaj veren bir merkez partisi bile yok. Bu ilkeleri savunmayan hiçbir Sol partinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Solcularında milliyetçi olabileceğini ilk defa rahmetli Ecevit gösterdi. 1974’te şer’i güçlerin lideri Erbakan’la hükümet kurarak anti-laiklerinde Türkiye’de hükümet olabildiğini göstermiştir. Yasalarca ‘ anti-laik olduğu belgelenmiş ‘ MSP ile işbirliği yaparak MSP’yi adeta siyasetten aklamış oldu. O yılların efsane lideri bir taraftan laisizmin yılmaz savunucusu olduğunu söylüyor, diğer taraftan Nurcu bir cemaat lideri olan Fethullah Gülen’i savunuyordu. Erbakan ortaklığında 12 Mart askeri yönetimin kapattığı 62 İmam Hatip Lisesini öğretime açtı. Bunların yanında Ecevit’in unutulmayacak önemli kararlarını da göz ardı etmemek gerekir. 1974’te Türk askerinin Kıbrıs’a çıkarma yapması, haşhaş üretimi konusunda AB’nin ambargosuna rest çekmesi gibi. Bunun dışında demokratik solda ezende ezilende olmayacak gibi mesajlarını da unutmuş değiliz. Ama bunu başbakanlığı döneminde ne kadar uyguladı dersiniz? Acaba Ecevit, 1970’li yıllardaki efsaneliğini kayıp ederek son seçimde %1,5 oyla siyasetten tasfiye edilmesini, son başbakanlık dönemindeki icraatlarına bağlamakla haksızlık yapmış olur muyuz?

CHP ise söylemlerinde daha çok AKP’yi laiklik üzerine eleştiriyor. Fakat mevcut ekonomik ve siyasi sistemi eleştirmiyor. Sıkışıp kaldığı dokunulmazlık ve Cumhurbaşkanlığı seçimi konusundan kurtularak, işsizlik, kayıt dışılık, göç, yatırım, eğitim, sağlık, tarım ve hayvancılık üzerine siyaset ve öneri yapmış olsaydı herhalde toplumsal kesimlerden aldığı destek daha fazla olurdu.

Laikliği korumak için halktan oy isteyen CHP, Süleymancı tarikatlarının önde gelen ismi İsmail Amasyalı milletvekili adayı yapıldı. İlhan Kesici, Lütfullah Kayalar gibi sağın sembol isimleri de CHP’den aday gösterildi. Yaşar Okuyan’ın partisi CHP’ye katıldı. Bu da yetmiyormuş gibi Baykal, geçmişte solun kökünü kazımak için Milliyetçi Cephe Hükümetini kuran Demirel’i ziyaret ederek siyasi tüyolar aldı. Bir partinin sağcı olabilmesi için daha ne yapması gerekiyor?

CHP korku üzerine politika yaparak laiklik-milliyetçilik eksenine oturttuğu söylemleri ile Türkiye halkından uzaklaşmaya devam etmektedir. Söylemlerin bir kısmı milliyetçi söylemlerle örtüşür hale gelmiştir. Laiklik ise solun elinde içi boşaltılmış din karşıtlığına dönüşmüştür.

Piyasada çok yaygın olarak dile getirilen düşüncelerden biri CHP’ye oy vermemek solu bölmek, AKP’nin değirmenine su taşımak, oyun boşa gitmesine neden olmaktır gibi söylemler vardır. Uzun yıllardan beri bütün ezilen ve dışlanan toplum kesimleriyle bağını kopartmış, sendikalarla odalarla, sivil toplum örgütleriyle ilişkisini kesmiş olan bir partiye solcuların oy vermesi ilkelerine ters düşmez mi?

Deniz Baykal şeriat geliyor, laiklik elden gidiyor diye korkuttuğu insanlar CHP’nin izlediği siyasi politikalar yüzünden ‘benim düşüncelerimi” tam olarak temsil etmiyor, buna rağmen oy vereceğim, ama vereceğim oy içimi daraltıyor, lakin başka çarem de yok diyor.

Dünyada ve Türkiye’deki sorunlar çığ gibi büyürken, Sn.Deniz Baykal seçim mitinglerinde ABD’nin Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya politikalarına hiç değinmiyor. Ne Afganistan, Filistin ve Lübnan sorunlarına, ne küreselleşme sürecinde dünyanın emperyalist güçler tarafından paylaşılmasına, ne siyasi İslamı bu hale getiren 12 Eylül rejiminin ve anayasasının sorgulanmasına ve ne de Kürt sorununa partisinin nasıl baktığın ciddi bir şekilde açıklamıyor.

Toplumun mağdur kesimlerinin sorunlarının ve korkularının çözümünü kışlalarda beklemek yerine, siyaseti sivilleştirmek gerekirken, CHP bunun tam tersini yaparak Türkiye’deki korkuları abartıp, düşmanlıklar üzerinden siyaset yapmaya çalışmaktadır. Buna Deniz Baykal’ın Sosyalist Enternasyonal toplantısında PKK sorununun silahla çözülebileceği şeklindeki savaş çığırtkanlığı ve milliyetçi söylem nutuklarını örnek olarak gösterebiliriz.

Halkın birçoğu ülkemizin ekonomik ve politik bakımdan tam bağımsızlığını savunacak, ekonomik ve askeri taahhütlerin yeniden gözden geçirecek bir siyasi parti arayışı içerisindedir. Fakat görülüyor ki bugünkü parlamentoya girecek hiçbir parti programında bu projeler yok.

Örgütsel ve politik bütünlüğün kayıp olduğu, ideolojik tahribatın yaşandığı bugünlerde, solda yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır.

Günümüzde birçok solcu geçmiş ile gelecek arasında kopmaz bağlar kuramıyor. Devrimci ilişkilerin yerine ‘ahbap-çavuş” ilişkilerine sıkışarak devrimci olmayan davranış biçimlerini sergilemektedirler. Aslında unutturulan devrimci hareketle ilişkisi olan herkes bu harekete çok şey borçlu olduğunu unutmamalı. Çünkü bu hareket ilişkide olduğu her insana onur vermiştir, kimlik vermiştir, kişilik vermiştir, bilinç ve bilgi vermiştir.

Bu İçerik 425 Kez Görüntülendi

Politika Üye Listesi