Şavşat Duvar Gazetesi Politika

Ülkenin Yabancılar Tarafından Yağması

Fevzi Torun

Fevzi Torun
Araştırmacı - Yazar

92 YIL ÖNCE ÇANAKKALE GEÇİLEMEDİ AMA BUGÜN ÜLKEMİZ EMPERYALİST GÜÇLER TARAFINDAN EKONOMİK VE SİYASİ KUŞATMA ALTINDA.

1915 yılında yani 92 yıl önce Çanakkale Savaşları sırasında vatan toprakları için 57.Alay askerlerinin tamamı ile toplam 250 bin şehit verdik.

Bugün ise kanla aldığımız vatan toprakları para karşılığında silahsız ve savaşsız olarak emperyalist ülkelere satılıyor. Bir taraftan Ege Adaları, diğer taraftan Hatay ve çevresi ile Antalya İstanbul, Muğla, Aydın İzmir, Bursa, Mersin, Ankara ve Gaziantep illerinde yabancılara mülk satışları devam etmektedir. Bunun yanında, kısa bir süre önce köy yasasının 87.maddesi kaldırılarak yabancıların köylerde bile arazi almalarının yolu açıldı. Yabancılarda toprak alımı için ekonomide durgunluk yaşayan ülkeleri tercih etmektedir.
Osmanlı devrinden başlayıp günümüze kadar gelen CHP, DP, MHP, DSP, ANAP gibi birçok partinin iktidarları dönemlerinde de yabancılara toprak satışı olmuştur, ancak Cumhuriyet tarihinin en yüksek gayrimenkul satışı 2006 yılında AKP tarafından yapılmıştır.

ÜLKEMİZ GÖZLE GÖRÜNÜR KARANLIĞIN İÇİNE SÜRÜKLENİR.

Yabancıların Türkiye’de mülk edinmesine olanak sağlayan yasanın sonuncusu 26 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Uyum Yasaları gereğince, yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabi tutulmakta olup, mal ve hizmet almaları için dışarıdan para getirme zorunluluğu da kaldırılmıştır. Buna göre yabancılara da normal bir Türk vatandaşı gibi şirket kurup, istediği gibi mülk almanın yolu açılarak yabancıların, ülkemizin her yerinden binlerce dönüm toprak ve konut almalarına olanak sağlandı.

Yabancıların ülkemizdeki toprak talanı o kadar büyük boyutlara varmış durumda ki, birçok sahil bölgelerinde emlak büroları bile kurmuşlar. Hatta ve hatta mal ve hizmet satan işletmeler yazar kasa çıktılarını ve elektrik faturalarını yabancı dile çevirmişlerdir. Bir ülkenin topraklarını başka bir ülkeye satmasının sonucu İsrail Devlet olmuştur. Bugün de İsrail’in, Konya ovasında askeri üstlerimize yakın bir bölgede 40 bin dekar arazi satın aldığı söylenmektedir. İsrail’in bu topraklarda işi ne?

Bu ülkeyi milyonlarca şehit vererek vatan haline getirdik. Atatürk Hatay için ‘Hatay benim namusumdur” ifadesini kullanmıştır. Öğleyse vatan bir bütündür ve namustur satılamaz. Ama kim ne söylerse söylesin bu ülkeyi yönetenler para işin içine girince yine istediklerini yapmaya ve satmaya devam etmektedirler. Atatürk’ün Hatay için kullandığı kelime ondan sonra işbaşına gelen hükümetler tarafından göz ardı edilerek, bu toprakların büyük bir bölümü; çeşitli ülkelere satıldı.

Acaba Türk gençleri, tapusu yabancı sermayenin elinde olan bu toprakların sınırlarını korumada bir eziklik duymayacaklar mı?

YER ALTI KAYNAKLARI DA ELDEN GİDİYOR

Ülkemiz topraklarının sadece üstü satılmıyor. Öz kaynakları yeterince araştırılmadan, yer altı kaynakları da yabancılara peşkeş edilmiştir. Emperyalist amaçlı yabancı sermayeye özel yasalar çıkartılarak bugüne kadar hiç petrol aranmamış, ancak petrol çıkma ihtimali yüksek alanlar yağmaya açılmıştır.

Yukarıdaki satırlarda belirttiğim gibi yabancılar tarafından önce topraklar yağmalandı, sonra madenler talan edildi. Rio-Tinto isimli ABD-İNGİLİZ sermayeli uluslar arası şirket Türkiye’de 14 milyar hektarlık alanda ruhsat sahibi oldu.

Ülkemizde yaklaşık 40 milyon ton petrol rezervi bulunduğu tahmin edilmektedir. Fakat ne acıdır ki, maden işletmeciliği konusunda Afrika’dan daha kötü durumdadır. Bu kadar bol ve zengin rezervin olduğu bir ülkede yıllık ham petrol ithalatına 11 milyar dolar ödediğini varsayarak ülkenin hiçte iyi yönetilmediği ortaya çıkar.

Sonuçta, Türk Petrol Kanunu Tasarısı 17 OCAK 2007 tarihinde TBMM’de kabul edildi. Ama ne yazık ki, sadece adı TÜRK, işletenler ise yabancı şirketlerdir.

YABANCI ÜLKELERİN TÜRKİYE’Yİ BİRÇOK SEKTÖRDE KUŞATMALARI DEVAM EDİYOR.

Topraklarımız, televizyon kanallarımız, haberleşme sistemlerimiz ve bankalarımız satılıyor. Çarşımız, pazarımız hep yabancı malların işgalinde. IMF ve Dünya bankasının tüm direktiflerine ulusal çıkarlar gözetilmeden boyun eğiliyor. IMF ve Dünya Bankası heyetleri her 6 ayda bir Türkiye’yi kontrole geliyor.Mehmet Barlas’ın 23 mart 2007 tarihli Sabah Gazetesindeki köşe yazısında; ‘Türk ekonomisini artık sayın Sezer’in sözleri değil, ABD merkez bankası eski başkanı Greenspan’ın imalarının daha çok etkilediği konusunda doğru bir tespit yapmıştır. Bütün bu gelişme ve uygulamaları irdelersek, kaderi yabancı güçler tarafından belirlenen bir ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığından söz edebilir miyiz?

BORÇLU DEVLET ELİNDEKİ HALKIN(KAMUNUN) MALLARINI YABANCILARA VE ÖZEL SEKTÖRE SATIYOR.

Zarar eden Devlet Kuruluşlarının öncelikle çalışanlara satılması hususunda bir yasa çıkarıldı. Bu yasa kısa süre içerisinde rafa kaldırılarak, çalışanlara devir vaadleri boşa çıkarıldı. Sloganlarıda erkenden unutuldu.Günümüzde zarardaki kuruluşlar değil, tam tersi devletin en karlı kuruluşları özelleştiriliyor yada yabancılara satılıyor. Tüpraş Seka, Petkim, Erdemir,Tekel(içki bölümü) gibi kuruluşlar yerli firmalar tarafından satın alınırken, stratejik öneme sahip Türk Telekom hisselerinin % 55’i Lübnan asıllı Oger Telecoms’a satıldı. Uzan Grubunun Telsim’i ise Yunanistan’ın ‘Vodafone”’ye satıldı.

Özelleştirilmesi planlanan Tekel’in sigara bölümü, THY, Boğaz Köprüleri ve Limanlar gibi birçok kuruluş ve tesis de satılmak üzere yabancılar tarafından mercek altına alınmış durumda.

Özelleştirmenin kayıpları ve yabancılara stratejik satışlar kısaca ülke genelindeki her şeyin yağmalanması, geleceğin aydınlık başlangıcı değil, karanlık sonu olabilir.

YABANCILARA BANKA SATIŞLARI

Yabancıların sınırsız çalışma alanı bulduğu ülkemizde adeta ekonominin damarındaki kanı olan ve stratejik öneme sahip bankaları birer birer satın alıyorlar.Demirbank HSBC’ye, Sitebank Yunan Novabank’a, TEB Fransız BNP Paribas’a, Yapı Kredi Unicredito-Koç ortaklığına, Dışbank Fortis’e, Garanti Bankası GE Finance’a, Finansbank Yunan NBG’ye, Tekfenbank Yunan EFG’ye, Denizbank Belçika-Fransa ortaklığı Dexia Bank’a ve Şekerbank Bank Turan’a hisselerinin tamamı yada bir kısmı satılmıştır.Oysa Avrupa ülkelerinde yabancı sermayenin sektöründeki payı belli oranı geçmiyor.

Ülkemizdeki birer finans sektörü olan bankaların uluslar arası şirketlerin eline geçmesi ile birlikte paranın da dışarıya gitmesi dolayısıyla, ekonomik ve siyasal riskleri de beraberinde getiriyor.

Yabancılar bir yandan Avrupa Birliği vaadiyle, ülkemizde hızla kültür erozyonu yaratarak bölücülüğü, terörü ve etnik ayrımcılığı teşvik ederek ülkemizin ekonomisini ele geçirmenin yollarını arıyorlar. Bununla birlikte adeta iç kuşatma ile satın aldıkları bankalardan alacağımız kredilerin faizlerini de kendi ülkelerine aktaracaklardır.

Ülkemizin güçlü ulusal bankalara ihtiyacı var. Elimizde kalan Halk bankası ve Ziraat Bankası’nın da yabancılara satılması halinde bankacılık sisteminin kontrolümüzden çıkarak yabancıların eline geçmesi kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye’de yatırım yaparak istihdamı yaratacak yabancı sermayeye karşı değilim. Ancak, özellikle hizmet alanındaki hazır değerlerimizin yabancılara satılmasına da karşıyım. Çünkü bu tür varlıkları yabancıların alması ekonomiye bir katkısı olamayacağı gibi Türkiye’nin ekonomik ve siyasi geleceği içinde çok büyük risk oluşturmaktadır. Önümüzdeki dönemlerde ülkemizde herhangi bir ekonomik kriz söz konusu olduğunda bu bankaların nasıl davranacağını kestirmek de mümkün değildir.

AVRUPA BİRLİĞİNE GİRİŞ MACERASININ BAŞLANGICI

Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa Birliği’ne girmek için 3 KASIM 1839’da Batılı Devletlerle ‘Gülhane Hatt-ı Şerifi” diye bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın en önemli maddelerinden birisi ‘Yabancılara mülkiyet edinme izni” idi. Fakat Osmanlı halkı uzun yıllar yabancılara mülk satışına karşı direniş gösterdiğinden bu kanun ancak 28 yıl sonra 18 ŞUBAT 1867’de yürürlüğe konulmuştur.

Osmanlı idaresiyle bugün bizleri yönetenler arasında, ekonomi ve ticaret arasında büyük benzerlik olduğunu düşünüyorum. Osmanlı Türkleri fetih ve cengâverlikle, devlet idaresiyle ilgilendikleri bu iki sahanın dışındaki sanat ve ticareti zahmetli ve hakir gördükleri için bu tür faaliyetleri gayrimüslimlere bıraktıkları ve ticarete gereğince önem vermedikleri için gerileme devrinin yaşanması kaçınılmaz olmuştur.

Günümüzde Osmanlı örneği ortadayken ‘sözde yabancı sermayeyi” istikrarın güvencesi saymak zihniyetinin olduğu büyük bir yanılgıdır. Çünkü borçlara karşılık ülke topraklarının yabancılara satışının Osmanlı Devletinin yıkılış nedenlerinden biri olduğunu unutmamak gerekir.

Türkiye’de ve dünyadaki bütün bu ekonomik değişimler küreselleşmenin yarattığı geri kalmış ve kalkınmada olan ülkelerin emperyalist güçler tarafından paylaşma planının bir parçasından başka bir şey değildir.

Finans sektörleri ile emlak ve toprakların yabancılara satışlarını lütfen birileri durdursun ki vatan toprakları için kurtuluş mücadelesi vermiş ve bu uğurda şehit olmuş atalarımızın kemikleri sızlamasın.

Ülkemizde insanların üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş de hiç kimsenin sesi çıkmıyor.Özellikle Atatürk’ün bu ülkeyi emanet ettiği gençler tarafından..

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı, Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Bu İçerik 3267 Kez Görüntülendi

Politika Üye Listesi