Üye Girişi
Kullanıcı :
Şifre :
 
Şavşat.com'a Üye
Değil misiniz ?


Köşkidekiler

Son 25 Üye

Ramazan Yıldırım

Tekin Acı

Seyfettin Özışık

Yaşar Temur

Nuran Aydın

Kadir Yalciner

Şenol Boz

Erdem Altun

Onur Geçkin

Zeki Ekinci

Selçuk Özgür

Mehmet Çiçek

Şeyma Dede

Naim Gümüş

Özbay Demir

Gizem Yazar

Nurbay Demir

ibrahim Büyük

Gökhan Durmuş

Nurbay Gül

Erkan Yılmaz

Nehir Kübra Avcı

Selçuk Gündüz

Ali Osman Yıldız

Özgür Çelik

AnaSayfa
Kültür ve Sanat
Duvar Gazetesi
Haber/Güncel
Mesaj Tahtası
Foto Galeri
iletişim
Şavşat ve Şavşatlılar Rehberi
Şavşat ve Turizm
Şavşat ve Medya

Bugün
25 Kasım 2017 12:31

Suloban
  DUVAR YAZILARI ...

  KATEGORİK BAŞLIKLAR ...

Deprem Tehlikesi Hala Ortada

Emin Kara / 05 Eylül 2010 16:25

Bülent Forta / BirGün

29 Temmuz 2007’de seçimlerin hemen ardından yazdığım ve Birgün’de yayınlanan bir değerlendirmede şunları söylemişim;”

“AKP bu oranda oy almakla Türkiye'nin çok köklü sorunlarını da kendi bünyesine taşımış oldu. Küresel sermayenin talepleriyle, Anadolu'daki yeni sermaye sınıflarının talepleri; halkın yoksul kesimlerinin talepleriyle sermayenin talepleri; en azından Kürtlerin bir kısmının talepleriyle milliyetçilerin talepleri bir ve aynı partide toplanmış durumda. Bu sınıfsal, etnik, kültürel talepler artık Türkiye'nin fay hatları olduğu kadar AKP'nin de fay hatlarıdır.”

Şimdi geriye dönüp baktığımda bu “fay hattındaki” yürüyüşün bir değerlendirmesini yapmak kaçınılmaz. AKP bu dönemde büyük sermayeyi temsil eden TUSİAD’la, şimdi Anayasa referandumuna bağlı olarak Anadolu sermayesini temsil eden TOBB’la, Kürtlerin büyük bir bölümü üzerinde etkili olan BDP’yle zaman zaman çatışma zaman zaman da uzlaşma siyaseti izledi.

Kürt açılımı olarak başlayan demokratik açılım diye süren en sonunda “milli birlik açılımı” olarak sunulan politikalar AKP’nin “milliyetçi tepkilerle” yüzleşme pratiği bir diğer ifadeyle fay hattındaki yürüyüşüydü.

Benzer bir fay hattı asker ve sivil bürokrasiyle AKP arasında süren gerilimde oluştu. AKP’nin kapatılması gibi anti-demokratik teşebbüslerden, 367 olayında olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dışsal müdahalelerden geçen hatta 27 Nisan gibi muhtıralara uzanan sert bir çatışma döneme damgasını vurdu.

Türkiye’deki siyasal tartışmaların odağına oturan Ergenekon Davası bir anlamda bu çatışmanın Ordu’dan yüksek yargıya uzanan dışavurumuydu. Kabul etmek gerekir ki, AKP bu “kavganın” galibi oldu, kuşkusuz bunda karşı tarafın yaptığı ve basına sızdırılan onlarca akıl almaz hatanın katkısı büyüktü. Ama asıl neden “zamanın ruhunun” yani küresel sistemin çıkarlarına denk düşen tarafın AKP olmasıydı.

Soğuk Savaş’ın dünyası yıkılmış, ama o dönemin güç odakları bu değişimin pek de ayrımına varamamışlardı. AKP bu anlamda Türkiye’nin yeni küresel-kapitalist sistemle bütünleşmesinde kilit bir rol üstlenerek siyasetin merkezine oturdu. Kimi sol kesimlerin eski-yeni kavgası olarak kutsadıkları, “büyük değişim” diye alkışladıkları gelişmelerin altında yatan esas neden buydu.

Geçmişin “yönetme biçimiyle” girişilen kavga; bu “yönetme biçiminin” yarattığı yıkımları yakından yaşamış, askeri darbe dönemlerinde acılar çekmiş bazı kesimleri de etkisi altına almayı becerdi. Öyle ki; yakın geçmişte olup bitenler sadece tek bir kavram etrafında anlaşılmaya; anlamlandırılmaya başlandı: “Askeri vesayet”. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta özellikle de 12 Eylül’de yaşananların bütün uluslararası bağlamından kopartılarak, ideolojik özelliklerinden arındırılarak, sınıfsal özellikleri es geçilerek ele alınması büyük bir kafa karışıklığına yol açtı.

Kuşkusuz bunda parlamenter siyasetin ana partilerinin özellikle de CHP’nin Baykal döneminde “devletçi-seçkinci” bir politikaya sarılmasının, mevcut sistemi korumanın sözcüsü olmaya soyunmasının, orta sınıfların milliyetçi ve laik kesimlerine dayanmasının önemli bir rolü vardı. Statükoculuk-değişimcilik tartışmasının galibinin AKP olması bu durumda kaçınılmazdı.

Bütün bu ezberleri bozabilecek olan solun değişimden yana olan ama bunu emekçi sınıfların, ezilenlerin taleplerine denk düşen bir “değişim” olarak formüle eden bir teori ve pratik ortaya koymasıydı. Toplumsal tabanının zayıflığı solun bu dönemi çatışan tarafların tezlerine savrulmakla geçirmesine neden oldu. Küçük küçük direniş mevzileri sergilemek dışında sol bu “çatışmayı” etkilemeyi başaramadı.

Gelinen noktada AKP fay hatlarındaki yürüyüşünde binaların sadece dış yüzlerine makyaj yapan; ama hiçbir sorunun temeline inemeyen bir politika yürüttü. Bu nedenle de düzeni ve rejimi temellerinden sarsacak bir “deprem” tehlikesi hala ortada duruyor. Önemli olan solun bu konuda sermayenin şu ya da bu yöneliminin değil kendi politikalarının takipçisi olmasıdır. Elbette siyasetin ara konaklarına ilişkin bir tavır ve tutum almaksızın soyut bir gelecek hayaliyle güç toplamak mümkün değildir, ama solun tarihsel deneyimi bu dengeyi kurabilecek durumdadır. Çok uzun olduğunu bilsek de en azından bir yolumuz var, gideceğimiz yolu bilmek her zaman yolunu şaşırmış olmaktan iyidir.


  LİNKLER ...
  KATEGORİ İÇERİK LİSTESİ ...
Politika

BEN ÜLKE YÖNETİ ...

Namlu İle Satra ...

Doğan Hamşioğlu ...

Hopa ve İki 12 ...

120 bin sıra ne ...

Sınıfsal Bakış ...

Sayın Faruk KAL ...

Deprem Tehlikes ...

Netekim Evren P ...

CHP Nedir? Ne D ...

Neden DTP Kapat ...

Denge bozulmaya ...

12 Eylül İstati ...

Siyaset Sektörü ...

Eminağaoğlu: Da ...

Nevruz Nedir ? ...

12 Eylül Tanığı ...

Kadınlar Günü v ...

Dünyanın Aynası ...

Küresel Krizler ...

Yeni Dünya Düze ...

Siz Kimi Kandır ...

Deniz Feneri Sö ...

12 Eylül ...

Yeni İki Kutupl ...

Hukuk yoksa dev ...

ABD’nin y ...

1 MAYIS ...

Takkiye Amerika ...

Türkiye’d ...

Duvar Yazısı ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

Haberler

Duvar Gazetesi

Mesaj Tahtası

Foto Galeri

Kültür&Sanat

Ticari Rehberi

İçerik ve Yorumlarınızı üye girişi yaparak ekleyebilirsiniz ...

  

SAVSAT.COM un kayıtlı 6771 üyesi bulunmaktadır.


Öneri ve İstekleriniz | Çağrı | Katılım ve Katkı | Kullanım Şartları